aylaklığa övgü

paul lafargue‘den “tembellik hakkı“nı okuduktan hemen sonra bertrand russell‘dan “aylaklığa övgü“yü okudum ve şu anda ilgili bakanlığa, çalışma saatlerinin azaltılması hususunda mühim bir dilekçe yazıyorum…

aylaklığa övgü‘de not almaya üşenmediğim birçok (uzun, çok uzun, kaçın) parça oldu, yine üşenmeden buraya da ekliyorum, ara ara denk gelince “vay be, bak sen, hele hele” demek için…

devamını oku

kalbimin kuyusunda bir yılan

cudana‘nın oğlu kasım‘ın fırtınalı ruhunu dinleyelim biraz:


kalbimin kuyusunda bir yılan uyuyor
bilmiyorum ne zaman uğrar dışarı
öyle zamanlarda tanımıyorum
ne kalbimi ne kendimi
kan döktükçe arınıyorum suçlarımdan
daha büyük günahlara… arınıyorum
fırtınalı ruhların
fırtınalı havalarda sakinleşmesi gibi

içimdeki gazabı dışımdaki dünyada görünce uysallaşıyorum

geyikler lanetler / mezopotamya üçlemesi / murathan mungan / metis yayınları

cudana’nın evlerden ırak lanetleri

çocuğu olmayan cudana, kocası mustafa bey‘in, törelerin, aşiretin baskılarına ve kendi isteğine dayanamayıp sonunda efsuna başvurur; gözlerini feda ederek çocuk doğurur, hem de ikiz erkek. uğruna gözlerini feda edecek kadar çok sevdiği mustafa bey, gel zaman git zaman iyice çocuk delisi olup da gözü ikizlerinden başka bir şeyi -yani cudana’yı- görmemeye başlayınca cudana’da kayışlar kopar! cudana, içine ata ata o kadar şişer ki sonunda düşmana edilmeyecek lanetler yağdırır mustafa bey’e… bu 9 lanetten sırasıyla en korkunç olanları seçtim; dokuzuncu, yedinci ve dördüncü lanetler:

devamını oku

onega gölü’nün kıyısında

andrey platonov dönemini yavaş yavaş kapatırken şu parçayı da şuraya bırakayım:

şimdi ırgat, onega gölü’nün kıyısında, suyun ve toprağın kıyısında dikilmekteydi. yaşamının sonuna vardığını hissetmişti; bundan sonra da var olunabilirdi ama evvelce duyulmamış bir haber gelmezdi artık -ne mutluluğa, ne yoksulluğa dair. yüreği her ikisinin de sınırlarını biliyordu.

lobskaya dağı / muhteşem vahşi dünya / andrey platonov / metis yayınları

yaban

dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse için anadolu’nun bu ücra köşesinden daha uygun neresi bulunabilir? ben, burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır.

yakup kadri karaosmanoğlu / ‘yaban’ adlı romanından alıntılanmıştır / iletişim yayınları

yaban romanı böyle başlıyor. dolayısıyla nasıl bir kitap okuyacağınızı daha baştan anlıyorsunuz. 🙂

devamını oku

this is a film / arizona dream / chevengur

… ama zahar pavloviç’in tanıdığı mutevolu bir balıkçı vardı ki, önüne gelene ölümü sorar, merakından dertlenirdi; bu balıkçı her şeyden çok balığı severdi, yiyecek olarak değil de, ölümün sırrını şüphesiz bilen özel bir varlık olarak. zahar pavloviç’e ölü balıkların gözlerini gösterir ve şöyle derdi: “bak – akıl deryası. balık yaşamla ölüm arasında durur, o yüzden hem dilsizdir, hem de bakışı ifadesiz; bir danayı al misal, o bile düşünür, ama balık düşünmez – o her şeyi zaten bilir.” …

ee bu ‘this is a film‘!

amerikan rüyası, emir kusturica, goran bregoviç, iggy pop!.. bu anahtar kelimeler, ‘okuyacaklarım‘ listeme bir şekilde girmiş olan çevengur adlı andrey platonov romanının daha ilk sayfalarında, yukarıdaki satırları okurken aklıma hep birlikte hücum ediverdi. devamını oku