nora 2

sevdim.

“nora 2“, “nora (bir bebek evi)“nın devamı gibi düşünülerek farklı bir yazar tarafından yazılmış. ilkini izlemedim henüz, günün birinde denk getirebilirsem onu da izleyeyim, kendime not.

nora 2, evini (evliliğini) terk eden bir kadının, bir meseleyi/formaliteyi çözmek üzere 15 yıl sonra ilk kez eski evine döndüğü günde geçiyor. biz de hâliyle evdeki karşılaşmaları ve hesaplaşmaları izliyoruz. evdeki tartışmalar sırasında değinilen/deşilen önemli meselelerden aklımda kalanlar: evlilik, değişim, kendini bulma (kendine dönme, kendi olma), ataerki, annelik… hem metni hem oyuncuları beğendim. kadronun yarısı zaten bildiğim/sevdiğim oyuncular (tülin özen, tansu biçer) olunca tabii oyunculukları kafadan da sevmiş olabilirim. 🙂

oyunu “bahçe galata” salonunda izledim. ilk kez gittim bu tiyatroya. galata’daki eski bir apartman dairesinden dönüştürülmüş bir salon. salon çok küçük ve oyun çok popüler olduğundan biletleri çok hızlı tükeniyor.

tiyatro: bahçe galata
salon: bahçe galata

şahdamarım

sevdim sayılır.

bir ahmed arif hayranı olarak bu gösteriyi izlemem zaten şarttı. genco erkal‘ı da sahnede hiç izlemediğim için 2 kez şart olmuştu izlemek.. ve izledim, izlediğime değdi.. oyunun resmi sayfasında “şahdamarım – müzikli gösteri” olarak geçiyor adı. genco erkal, ahmed arif’in şiirlerinden, söyleşilerinden ve mektuplarından uyarlayıp yönettiği bu gösteriyi tek başına oynuyor. ercan & gökhan çağıran kardeşler de ahmed arif şiirlerinden bestelenmiş şarkıları bağlamalarıyla çalarak eşlik ediyor bu gösteriye.

tiyatro: dostlar tiyatrosu
sahne: trump sahne

kral lear

sevdim.

william shakespeare‘in çok ünlü oyunlarından biri olan kral lear‘i, kral lear rolünde haluk bilginer‘le izlemek keyifliydi. haluk bilginer yaşlı kral karakteriyle çok iyi bir uyum yakalamış. oyunculukların genelini iyi bulsam da kralın 2 büyük kızını oynayanları biraz zayıf buldum ya da bu grubun oyuncularından beklentim daha yüksek olduğu için bana öyle geldi. (aynen, çok anlarım tiyatrodan, tıssıs) sahne/dekor tasarımı ve ışık efektleri fazla abartılmayarak çok güzel bir şekilde kullanılmış; bu açıdan da keyifliydi, özellikle fırtına sahnesi çok yaratıcıydı, alkış.

tiyatro: oyun atölyesi
sahne: zorlu performans sanatları merkezi (büyük salon)

westend / batının sonu

sevdim sayılır.

geçen ayı, tiyatro ayı ilan etmiştim kendim için fakat ocak ayında izlediğim tek oyun bu oldu, o da ayın sonlarındaydı. tıısısı.

tülin özen ve mert fırat gibi çok ünlü oyuncuların da başrolleri arasında yer aldığı oyunda tüm oyunculuklar iyiydi diyebilirim… charlotte’un eduard’a bir ara mert diye seslendiğini duyar gibi olsam da mete arkadaşım bunu doğrulamadığı için bu minik şüphem, şüphe olarak kalmaya devam edecek..

devamını oku

intiharın genel provası

sevdim.

ocak’ta bahar‘a gittikten sonra fark ettim ki dušan kovačević‘in burada gösterilen neredeyse tüm oyunlarını izlemişim. izlemediğim oyunu kalmasın diye heveslenmişken daha önce de çokça karşıma çıkan intiharın genel provası, bu kez kadıköy halk eğitim merkezi‘nde karşıma çıktı ve hızlı bir kararla kaptım biletimi.

intiharın genel provası özetle; tuna nehri üzerindeki köprülerden birinden atlayarak intihar etmek isteyen biri ile onu engellemeye çalışan diğerleri arasında yaşananları oynamaya çalışan bir tiyatro ekibinin provası. oyunun başı ve sonundaki bölümler, provadaymışçasına oynanan bölümler. oyunlarda bu kısımlar bana çoğunlukla keyifli gelmese de oyunun/sahnenin dışına taşılan, seyirciyle etkileşime girilen bölümler tiyatro yazarlarının/yönetmenlerinin sevdiği şeyler, yapacak bir şey yok. :p devamını oku

ocak’ta bahar / underground

sevmedim.

dekor ve danslar/gösteriler iyiydi ama oyunculukları -şehir tiyatrosu’na göre- şaşırtıcı derecede zayıf buldum ki istanbul şehir ve devlet tiyatroları’nda pek rastladığım bir durum değildi bu. müzik, danslar ve örgü çubuklarıyla yapılan gösteriler güzeldi ancak bunlara biraz fazla yer verildiğini düşünüyorum. genel sıkıntı, oyunun seyirciyi maalesef içine çekemiyor olması; buna neden olan bazı eksikler/sorunlar var ama metinden mi kaynaklı oyuncu performanslarından mı emin değilim; o kadar da iyi çözümleyemiyorum..

oyunu istanbul şehir tiyatroları‘nın sitesinde görünce aslında çok sevinmiştim ve uzun süredir şehir tiyatrosu oyunlarına gitmediğim için güzel bir başlangıç olacağını düşünmüştüm; beklentim yüksekti kısacası. sevinmemin nedeni ise dušan kovačević‘in ocak’ta bahar hikâyesini, underground (yeraltı) ismiyle bir emir kusturica filmi olarak çok eskiden izlemiş ve sevmiş olmamdı. hikâye en kaba özetiyle, yugoslavya‘daki savaş sırasında bir sığınakta (yer altında) toplanan insanların, birkaç kişi tarafından, ‘savaş devam ediyor, buradan kesinlikle çıkmamalısınız’ bahanesiyle uzun yıllar boyunca sömürülüşünü anlatıyor… devamını oku