şark dişçisi

çok sevmedim.

açıkhavada tiyatro izleme hevesimi gidermiş oldum bu sene için fakat ses düzeni kapalı salonlardaki kadar iyi değildi, bu sebeple de olabilir çok sevmemem. bunun haricinde danslı/müzikli bir oyun olması itibariyle açıkhavaya uygun ve ‘eğlendirme’ dozu fena değildi. ibb şehir tiyatroları, bu programa dahil edeceği oyunları belirlerken sanırım ‘eğlendirme’ kriterini ilk sırada tutmuş. gelgelelim cemil topuzlu açıkhava sahnesi ‘nin oturma düzeni/koltukları, oturarak uzun uzun tiyatro izlemeye pek uygun değil. sandalyelerin rahatsızlığı ve sıra aralarının dar olması eski sahnelerin ortak sorunu olsa gerek…

tiyatro: istanbul şehir tiyatroları

kral lear

sevdim.

festival kapsamında izlemeyi planladığımız 6 oyunun yarısının iptal olmasından ötürü bahtıma mı sövsem yoksa iksv’yi mi kutlasam bilemiyorum. atarımı yaptıktan sonra belirtmek isterim ki en azından bu oyunun iptal olmamasına sevindim.

tiyatro:  istanbul tiyatro festivali  kapsamında  oyunbaz  tarafından sahnelendi.

hamlet makinesi

sevdim sayılır.

bu oyunu izlemeden önce keşke düz bir  hamlet  izleyebilmiş olsaydım ama olmadı. istanbul tiyatroseverleriyle yarışamıyoruz paşam,  devlet tiyatroları  hamlet  oynadı bu sezon ama yer bulmak ne mümkün!

oyun başlar başlamaz öncelikle televizyondan bildiğimiz,  yalan dünya’nın  çağatay’ı  hakan meriçliler‘i  sahnede o ses tonuyla canlı canlı konuşurken görünce hafiften bir gülme geldi ama sesli gülmedim; yüzümde ancak bir tebessüm belirse de içimden hafif hıkhıklayarak güldüm, o şekil. neyse ki dizideki rolünden kopararak izlemeye devam edebildim kısa bir süre sonra..

müzik, şarkılar, sonlara doğru tüm salonu kaplayan bir görüntü efekti, sahnede ateş yakılması da iyiydi, oyundan çıkınca dumanaltı bir kahvehaneden çıkmış gibi hissettim 🙂  (gerçi sahnedeki ateşi erikli damacana suyla söndürdüler ama..)

tiyatro:  istanbul tiyatro festivali  kapsamında  istanbul devlet tiyatroları  tarafından sahnelendi.

 

mesut insanlar fotoğrafhanesi

sevdim sayılır.

bir şehre, daha doğrusu istanbul’a aşık bir adamın çocukluğundan yetişkinliğine kadar şehirle olan ilişkisini izliyoruz. özlem, coşku, heyecan, hüzün, sevgi gibi duygular arasında sürekli geçiş yapan oyuncuyu* başarılı buldum. 50-60 yıl öncesinin istanbul’unu anlattığı için hikaye masal gibi geliyor, o denli farklı.. bir şehre böylesine methiye düzülmesi ya çok hoşuma gitmedi ya çok abartılı geldi, nedenini tam anlamadım ama biraz sıkıldım izlerken.. çılgınlar gibi eski istanbul aşığı iseniz, tabii ki izleyiniz.

tiyatro: istanbul şehir tiyatroları

çin kahvesi

sevdim sayılır.

ticari başarıyı yakala(ya)mamış biri yazar, diğeri fotoğrafçı iki arkadaşın içinde bulundukları kısır döngünün kırıldığı bir gece muhabbetiyle geçiyor tüm oyun. muhabbet biraz ağır, biraz uzun, pek kolay seyirlik değil..

‘eğlenceli’ değil aksine ‘dram’ türünde olmasına rağmen her tiyatro oyununa ‘tiyatro dediğin gülmecelidir, komiktir; değilse ne saçma’ bakışıyla gelen seyirci elbete yine vardı ve ‘azıcık komik bir durum oluşsa da bassam kahkahayı’ fikriyle tetikte durmalarını hayranlıkla izledim.

tiyatro: istanbul şehir tiyatroları

dar ayakkabıyla yaşamak

sevdim.

aynı yazarın* daha önce izlediğim ‘buluşma yeri‘ adlı oyunundan daha çok sevdim ve filmlerini de hesaba katınca ‘takip edilecekler’ kategorisine aldım kendisini.

sahne ve ışık tasarımı sıradışı. böyle olunca daha bir seviyorum nedense. çok abartmadan ama yeterli ve gerekli görselliği/işitselliği sağlamak adına iyi çalışıldığını görünce daha bir izlenesi oluyor oyunlar.

tiyatro: istanbul şehir tiyatroları