uludağ’da gece yürüyüşü

yazın sıcağında mont giymeyi gerektirecek kadar soğuk bir yere gitmek istiyorsanız, orası o dağdır, uludağ‘dır.

ikinci oteller bölgesi’nden büyük zirve’ye doğru gece yarısından sonra başlayan yürüyüşümüzle, sabahın ilk ışıklarında hedefe vararak gün doğumunu zirvede yakaladık.. gerçi fotoğraf çekmeye çalışmaktan doğru düzgün izleyemedik :p bir de küçük zirve varmış uludağ’da ama onu yamacından seyretmekle yetindim.

çok metropol bir söylem olacak ama gökyüzünde yıldızların olduğunu hatırladım tırmanırken.. gecenin zifirinde, doğanın ıssızında yürümenin zevkli olacağını kestirebiliyordum; öyleymiş harbiden.. devamını oku

cambazın cenazesi

pek sevmedim.

kadıköy belediyesi tiyatro festivali kapsamında izledim. yaz akşamı, güzel bir parkın ortasındaki açık hava sahnesi ‘nde oynanması en çekici yanıydı. aslında bu yönden bakınca ortama uygun eğlenceli bir oyundu da diyebilirim, bilemedim 🙂 ancak açık hava tiyatrolarının ses sorunu var tabii, oyunda müziğin çok yeri olmasa da oyuncuların farklı karakterleri dönüşümlü oynaması ve haliyle ses tonlarının ve konuşma tarzlarının sürekli değişmesi sebebiyle, ses yayını kalitesi önemliydi bu oyunda. devamını oku

halıdere-osmaniye doğa yürüyüşü

yine halıdere‘den başlayarak, yine 20km kadar yürümeyi planlamıştık fakat bu kez varış noktası saraylı değil tepeköy olacaktı fakat olmadı ey halkım, olamadı. bir talihsiz olay yaşandı; grubumuzdan birinin, rotamızın orta zorluktaki bir bölümünde, ayağı kırıldı. orta zorluk derecesini veren de ben değilim haa, deneyimli yürüyüşçüler; yoksa ben ne anlarım daha üç günlük halimle! devamını oku

halıdere-saraylı doğa yürüyüşü

yine bir gün ormandayız…

bu kez biraz ağrı-sızı hissettim ayak tabanlarımda. yaklaşık 20km yürüdüğümden olabilir. bulutlu bir günde, zaman zaman hafiften yağan yağmurun altında; bol yokuşlu, çoğunluğu traktör yolları denen geniş, toprak yollarda geçse de yer yer patikalardan da devam ettiğimiz; bol kirazlı, bol erikli, bol dutlu bir yürüyüştü. devamını oku

bir delinin hatıra defteri

sevdim.

erdal beşikçioğlu ‘nun dillere destan performansını sonunda izleyebildik, üstelik bilet alabilmek için sabahlara kadar çadırda falan nöbet tutmamıza da gerek kalmadı. istanbul’daki sahne yeni açıldığından olsa gerek, en arkadan da olsa yer bulabildik.

sahne ve oyunculuk açısından dedikleri kadar varmış. hoplamalı, zıplamalı, alet edevatlı, yanarlı dönerli tek kişilik bir oyun. oyunun türlü türlü hallerde sahneye konmuşu da varmış ayrıca, onu da öğrendim; başkalarından da izleyebilirim zira hikayeyi de beğendim.

tiyatro: tatbikat sahnesi

sylvia

sevdim sayılır.

‘yunan mitolojisi’nden öğelerle bezenmiş(öğelerle bezemek?) bir aşk(sylvia&aminta) hikayesi‘  şeklinde çok kısa özetlenebilir balenin konusu. 3 perde çok uzun gelmişti ama aralarda dekorun baştan başa değişmesinden kaynaklanmış toplamda uzun sürmesi. fakat haksızlık olmasın; dekor her 3 perdede de etkileyiciydi.

  1. perdeyi genel olarak daha çok beğendim ama sylvia’nın 3. perdedeki dansını(tek başına olan kısım) ayrı bir sevdim. devamını oku

gökkuşağı

çok sevdim.

üç farklı kısa bale gösterisinden oluşan bir programdı ‘gökkuşağı’; sanırım konular arasında bir bütünlük gözetilmemiş. sırasıyla;  just one of those things,  contrast,  troy game  gösterilerini izledik. üçünü de beğendim ama sıraya sokacak olursam 2,3,1 şeklinde çoktan aza doğru dizebilirim. 🙂

şurada  troy game  ile ilgili ayrıntılı bir inceleme var. [alternatif bağlantı]

bale: istanbul devlet opera ve balesi