perseid peşinde / sardala koyu / ilk kamp / doğa yürüyüşü

direndim direndim direndim… olmadı, yıkıldım. zincirlerimi kırmak zorunda kaldım, prensiplerimi ezip geçtim: çadırda kaldım! konforumdan, evet konforumdan ödün verdim, ben-konforumdan-ödün-verdim. tarihe not düşülsün. ben konforumdan ödün verebiliyorsam, daha da kimse hiçbir şey için imkânsız demesin, tıs.

baktım ki olmuyor, olmayacak, her yere günübirlik yetişilemiyor; zaten bir yerde bu inadımı kırmam gerektiğini de seziyordum ve sonunda kırmayı başardım.. geçmişte, kamplı/çadırlı planlara daha laf açılır açılmaz “ben yokum” demişimdir, doğrudur, fakat o gün o gündü, bugün bugün, tııss.

devamını oku

the dø / tıs tıs tıs

yine bir uyku açmalık sabah şarkısı, yani en azından benim için :p
gerek tıslamalarıyla, gerek bulutlarıyla/ağaçlarıyla, gerekse flare/bokeh gibi çekim şirinlikleriyle; türlü güzelliklerle dolu bir klip; yani sadece dinlemelik değil, izlemelik de aynı zamanda.

the dø grubunun 2 parçasından oluşan bir ‘take away show / la blogothèque‘ kaydı imiş bu performans, benim her sabah bir doz aldığım kısmı ise ilk parçası: despair, hangover & ecstasy.

karabasan içinde karabasan

rüya içinde rüya, kâbus içinde kâbus görmüşlüğüm vardı; karabasan içinde karabasan da yaşadım, artık eksiğim kalmadı.

karabasanla muhabbetimiz çok eskiye dayanır.. ilkokul yıllarından hatırladığım nadir konulardan biri, o zaman da bana karabasan ‘gelmesi’ydi. o yıllarda yaşamış olduğuma dair kanıtlarımdan biri de bu konudur, zaten birkaç anı kırıntısı da olmasa, o yaşları yaşamış olduğuma kendimi ikna edemezdim, tıssııs. hoş, hafızamız/beynimiz bazen anıları tamamlayabiliyor ya da uydurabiliyormuş bir dereceye kadar, dolayısıyla bir şeyler hatırlıyor olmam da yaşamış olduğuma kanıt sayılmaz tam olarak. neyse, konu ‘var mıyım yok muyum‘ felsefesine dayanmadan bu kısmı kapatıyorum. Continue reading

yeni bir filmli ile ilk denemeler: nikon n65

nikon n65: taşınma işlerim sırasında, eski evimi toparlarken bulduğum, nedim arkadaşımdan kalma bir filmli fotoğraf makinesi.

nikon n65: nikon’un son model amatör analog makine modellerinden biri. bu tür bol ayarlı, türlü çekim/pozlama/netleme modları olan slr modeller; dijital döneminin hemen öncesinde, analog devrinin geldiği son noktadaki makinelerden. dijital bir sensör aracılığıyla dijital bir karta kaydetmek dışında, neredeyse ilk dijital slr makinelerdeki tüm özellikler bunlarda da var.

ee böyle sürpriz bir makinem olmuşken durur muyum ben de, zaten canon ae-1 ile heveslenmiştim son zamanlarda filmli çekimler yapmaya; bir film de bu makineye takıverdim ve test etmek için düştüm sokaklara: Continue reading

bolu: bir avrupa kenti :p

benim gözümde avrupa kenti ünvanını hak etmiş olmasının tek sebebi, bolu şehir merkezinde geçirdiğimiz en fazla birkaç saatlik sürede, bize yaya geçitlerinde 3 kez, evet tam 3 kez yol verilmiş olması! -bu cümle bir ünlemi hak ediyor.-

daha önce de kısmen faydalanmıştım bolu doğasından ama bu kez daha kapsamlı faydalanmak üzere, bir güne sıkıştırılmış bir ‘bolu doğa gezisi’ turu yaptık. gördüğümüz yerler: abant tabiat parkı, gölcük tabiat parkı, akkaya travertenleri, gölköy baraj gölü.

ha yağdı ha yağacak bir havanın hâkim olduğu çok bulutlu/sisli günden fotoğraflar: Continue reading

şapkalılar

işte onlar:

  • âdem (kişi adı olarak kullanılan ve insan anlamındaki)
  • âdet (alışkanlık, görenek, regl anlamlarındaki)
  • âdeta
  • âlâ (iyi, pekiyi anlamındaki)
  • âlem
  • âşık
  • cefakâr
  • dilâra (kişi adı)
  • dükkân
  • efkâr
  • fedakâr
  • gâvur
  • güzergâh
  • hâkim
  • hâl (durum, takat, tavır anlamlarındaki)
  • hâlâ (henüz anlamındaki)
  • hâlen
  • halûk (kişi adı) Continue reading

this is a film / arizona dream / chevengur

… ama zahar pavloviç’in tanıdığı mutevolu bir balıkçı vardı ki, önüne gelene ölümü sorar, merakından dertlenirdi; bu balıkçı her şeyden çok balığı severdi, yiyecek olarak değil de, ölümün sırrını şüphesiz bilen özel bir varlık olarak. zahar pavloviç’e ölü balıkların gözlerini gösterir ve şöyle derdi: “bak – akıl deryası. balık yaşamla ölüm arasında durur, o yüzden hem dilsizdir, hem de bakışı ifadesiz; bir danayı al misal, o bile düşünür, ama balık düşünmez – o her şeyi zaten bilir.” …

ee bu ‘this is a film‘!

amerikan rüyası, emir kusturica, goran bregoviç, iggy pop!.. bu anahtar kelimeler, ‘okuyacaklarım‘ listeme bir şekilde girmiş olan çevengur adlı andrey platonov romanının daha ilk sayfalarında, yukarıdaki satırları okurken aklıma hep birlikte hücum ediverdi. Continue reading

ortaköy-üreğil doğa yürüyüşü

kıştı, taşınmaydı gibi türlü bahanelerden sebep, epeydir yürüyüşlerine katılamadığım gezintrek ekibiyle, uzun zamandır gitmeyi istediğim ancak bir türlü denk getiremediğim iznik bölgesinde yürüdük birkaç hafta önce, sonunda.

ilk olarak fark ettiğim, pazar sabahının saat 6’sı da olsa, yeni mahallemden e-5’e (medeniyete) giden belediye otobüsleri durağa dolu gelebilir, hatta öyle dolu gelir ki binilemeyebilir; bunu not ettim. zorunlu uyarı: hayır, sebep ‘milletin pazarın o saatinde gezmeye çıkacak kadar keyifçi olması‘ falan değil, bayağı işe gidiyor ‘millet‘. bu insan manzarasını gördükten sonra, iett‘nin o saatlere 12 dakikada bir otobüs seferi koymuş olmasını önceden nasıl sorgulamadığıma şaşırdım.

uzun bir iett sohbetinden sonra yürüyüşten notlar… Continue reading