intiharın genel provası

sevdim.

ocak’ta bahar‘a gittikten sonra fark ettim ki dušan kovačević‘in burada gösterilen neredeyse tüm oyunlarını izlemişim. izlemediğim oyunu kalmasın diye heveslenmişken daha önce de çokça karşıma çıkan intiharın genel provası, bu kez kadıköy halk eğitim merkezi‘nde karşıma çıktı ve hızlı bir kararla kaptım biletimi.

intiharın genel provası özetle; tuna nehri üzerindeki köprülerden birinden atlayarak intihar etmek isteyen biri ile onu engellemeye çalışan diğerleri arasında yaşananları oynamaya çalışan bir tiyatro ekibinin provası. oyunun başı ve sonundaki bölümler, provadaymışçasına oynanan bölümler. oyunlarda bu kısımlar bana çoğunlukla keyifli gelmese de oyunun/sahnenin dışına taşılan, seyirciyle etkileşime girilen bölümler tiyatro yazarlarının/yönetmenlerinin sevdiği şeyler, yapacak bir şey yok. :p devamını oku

ocak’ta bahar / underground

sevmedim.

dekor ve danslar/gösteriler iyiydi ama oyunculukları -şehir tiyatrosu’na göre- şaşırtıcı derecede zayıf buldum ki istanbul şehir ve devlet tiyatroları’nda pek rastladığım bir durum değildi bu. müzik, danslar ve örgü çubuklarıyla yapılan gösteriler güzeldi ancak bunlara biraz fazla yer verildiğini düşünüyorum. genel sıkıntı, oyunun seyirciyi maalesef içine çekemiyor olması; buna neden olan bazı eksikler/sorunlar var ama metinden mi kaynaklı oyuncu performanslarından mı emin değilim; o kadar da iyi çözümleyemiyorum..

oyunu istanbul şehir tiyatroları‘nın sitesinde görünce aslında çok sevinmiştim ve uzun süredir şehir tiyatrosu oyunlarına gitmediğim için güzel bir başlangıç olacağını düşünmüştüm; beklentim yüksekti kısacası. sevinmemin nedeni ise dušan kovačević‘in ocak’ta bahar hikâyesini, underground (yeraltı) ismiyle bir emir kusturica filmi olarak çok eskiden izlemiş ve sevmiş olmamdı. hikâye en kaba özetiyle, yugoslavya‘daki savaş sırasında bir sığınakta (yer altında) toplanan insanların, birkaç kişi tarafından, ‘savaş devam ediyor, buradan kesinlikle çıkmamalısınız’ bahanesiyle uzun yıllar boyunca sömürülüşünü anlatıyor… devamını oku

ay ışığında şamata

sevmedim.

hem oyunu beğenmedim hem de bu kez netaş tiyatro topluluğu’nun oyuncuları pek hazırlanamamıştı. neredeyse prova izliyormuşuz gibi oldu, sonraki gösterimlerde biraz toparlamışlardır umarım.
gerçi bu emektar arkadaşların oyunları da olmasa, anlaşılıyor ki son yıllarda hiç tiyatroya gitmeyecekmişiz, şöyle bir yakın geçmişe bakınca… devamını oku

kundakçı

sevdim sayılır.

oyun atölyesi‘nden izlediğim ilk oyun. milattan öncesinin yunan topraklarında geçiyor hikâye. genel izleyiciye (yazar burada dil çıkarır) hitap eden eğlenceli bir oyun. oyunculuklar iyi ki öyle olmasa oyuncular herhalde bu tiyatroda yer bulamazlardı.
güncel olaylara göndemeler beğendiğim yönlerinden, bel altı espri dozajı ise beğenmediğim yönlerinden oldu.

tiyatro: oyun atölyesi

istanbul efendisi (tiyatro) – şarkı listesi

sonunda buldum! istanbul efendisi oyununun şarkı listesini sonunda buldum. benim için büyük, insanlık için küçük bir adım..

tiyatroyu geçen senelerde çokça izlemiştim ama o dönemlerde, aradığım halde, oyunda söylenen şarkıların tam listesini bulamamıştım; ya çabuk vazgeçmişim ya yanlış anahtar kelimelerle aramışım, her neyse.. geçenlerde yine aklıma düştü ve tekrar arayınca buldum. hem de oyunun tüm ayrıntılarının yer aldığı, sanırım oyunun yönetmeni engin alkan tarafından hazırlanmış olan bir web sitesinde; şurada.
ayrıca listeyi ararken, oyundan çekilmiş şarkı görüntülerinin olduğu bir video listeye de denk geldim; o da şurada. (bu görüntüler benim seyrettiğim ekibin oyunundan değil, daha eski bir gösteriye ait sanırım) devamını oku

yeraltından notlar

sevdim.

birkaç gün önce gittiğimiz oyunla, nadir sarıbacak‘ı ilk kez sahnede izlemiş oldum. dostoyevski’nin meşhur hikayesi tek kişilik bir performans olarak sahneye uyarlanmış.
en aklımda kalan sahnelerden biri yemek sahnesi oldu.
bir de tabii ‘sen kimsin ki!’ lafı 🙂

kendisini galiba en son kış uykusu filminde izlemiştim ancak yozgat blues filmindeki oyunculuğuna bayağı hayran kaldığımı hatırlıyorum nadir sarıbacak’ın.

tiyatro: seyyar sahne

üç kuruşluk opera

geçen hafta izlediğimiz oyunu buraya not edeyim de sonra ‘izledim mi, izlemedim mi’ diye düşünmeyeyim; malum unutkanlık başa bela..

netaş tiyatro topluluğu’nun bu sezonki oyunu olan üç kuruşluk opera‘nın ilk gösteriminde hazır bulunduk ama oyuncular pek hazır sayılmazdı doğrusu 🙂 anlatıcı’nın da geyiğini yaptığı üzere; yapılabilecek tüm hatalar yapıldı 🙂 topluluğun daha önce sahnelediği damdaki kemancı‘da oyunculuklar -tekrar düşününce- oldukça iyiymiş aslında. haa o zaman da demişim; ‘asıl işi oyunculuk olmayan kişilerden oluşan bir topluluğa göre iyi sayılır’ diye; eh bu durumda üç kuruşluk opera da o kadar kötü sayılmamalı. çok da haksızlık etmeyeyim, muhtemelen sonraki gösterimlerde durum iyileşecektir.

tiyatro: netaş tiyatro topluluğu

profesyonel

sevdim sayılır.

notum bir tık daha yüksek olabilirdi fakat yıllardır ara ara izlemeye heveslenip, bilet bulamayınca mecburen vazgeçtiğim bir oyun olunca, beklentim hayli yükselmiş anlaşılan.
oyunun hikayesini beğendim en çok. oyunculuklarla ilgili olumsuz bir şey söylemek yasaklanmıştır muhtemelen bu oyun için. karakterlere çok ısınamadım diyebilirim ama.
buluşma yeri‘, ‘dar ayakkabıyla yaşamak‘ oyunlarından sonra duşan kovaçeviç hayranlığımı biraz daha beslemiş oldum böylece. daha başka oyunu kaldı mı buralarda oynanan, araştırmak gerek 🙂

tiyatro: istanbul devlet tiyatroları