bahçeköy belgrad ormanı doğa yürüyüşü – 4

geldi sonbahar ayları
gevşer gönül yayları
der ki ey insan
niye duruyorsun şehirde
çıksana belgrad ormanı’na

wikiloc‘ta not aldığım parkurlardan birine uydum bu kez ve daha önce görmediğim topuzlu bendi ile daha önce çokça gördüğüm valide sultan bendi ve ikinci sultan bendi‘ni kapsayan, yine ‘üç gölet turu’ diyebileceğim bir yürüyüş oldu. Continue reading »

ölesiye hiçlik..

“… Galiba, tek çıkar yol sana durup dinlenmeden yazmak. Hoş, bütün işim, seni düşünmek ya! Bu bok soyu alışkanlıklar, töreler, günah sevap ve ayıplar köleliği olmasa… Bütün tedirginliğimiz bundan. Bundan, yüzünü hayalledikçe ağzımın acılaşması. Şiirimdeki korkunç çırpınış, doymazlığım ve ölesiye beni terk etmeyecek hiçlik… Tanrıların beni kandırabilmelerini isterdim yahut ölümün anlamlı bir nen olmasını. …”

leylim leylim  –  ahmed arif‘ten  leylâ erbil‘e  mektuplar

sekiz bulut dağının prensesi

eski zaman elbiseleri akıp gidiyor üzerinden
sekiz bulut dağının prensesi
mevsimlik heveslerini dökmüş çiçeklerin ecesi
olan olmadı biten de bitmedi.

gizli bahçelerde lirik bahar senfonileri
geçmiş-an ve gelecek
varolmuş ve olacak
havadis avcısı adamotları topladı kehanet ırmağının kıyılarından
la mekan! la kuyud!
salamender’in tılsımı ateşte.
tozdan geldin toza dön!
ayna krallığının sihirli tacı görünmez oldu.
kum yatağında kum. dikenler parçaladı avuçlarını
silinip gitti.
yüzü önce/sonra elleri/ve sonra tebessümü bile unutuldu. Continue reading »

elimden gelen bu

elimden gelen bu ben iki kişiyim
çoğalmak neyse ne azalmak zor
birisi seni her an bırakıp gittiğim
öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
gözlerine kirli bir bulut getirdim
hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor Continue reading »