ağva gezmesi/yüzmesi

– deniz anası yok.

– su temiz.

– haftasonu gidilmez: ana baba dede nine günü.

– plaj terminale yakın, hemen yanıbaşında.

– otobüsle nasıl gidilir bilmem.

– wc-duş-kabin bulunur.

– plaj kirli doğal olarak çünkü insanlar var.

– derenin(koy diye bildiğim yer dereymiş meğer..: koca dere) fotoları çekilebilir, akşamüstü ışığında pek bi güzel görünür.

– simitçi ve dondurmacıdan kazık yemek ihmal edilmez. insan, hem akşam simidi deyip hem de 1 liraya satmaya çalışır mı? yok yok esnaflık ölmüş..

– akşamüstü lokantanın birinde canlı müzik başlar, duyar duymaz dönmek üzere yola çıkılır.

 

görün, seyredin canınız çeksin :


istanbul şehri

istanbul şehri

bu benim dünyaya ilk gelişim,
yıkarak saltanatını koca fatih ’in.
kundakla kefen arasında bir gün,
istanbul, istanbul deyişim.
merhaba kızkulesi, merhaba eyüp sultan,
kanlıca, şehremini merhaba…

bir istanbul esiyor çocukluğumdan,
ekşi bozalı, arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
yuşa ’dan mı okunur o ezanlar, hırka-i şerif ’den mi?
komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.
hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
bir tarihi gömmüşler karacaahmet ’inde üsküdar ’ın,
sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
duyûn-u umumiye emeklisi faytonlar,

hâlâ bir sonbahar acıbadem ’de,
cuma selamlıklarından beri saraylılar.
merhaba beylerbeyi, merhaba sultanselim,
merhaba iki gözüm istanbul ’um, merhaba…
aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
kapalıçarşı bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
ve boğaziçi ’nde şirket-i hayriye duman duman..

nerdesin o istanbul, nerdesin…
hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
büyükbabamın kuvay-ı milliye hikâyeleri.
hani tahta tekerlekli arabalarım.
hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

gene bir başka istanbul ’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
istanbul ’u taşırdı bakır siniler.
sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

hey yavrum hey…
burunbahçe dalyanında istanbul ’u çekerlerdi denizden,
ıslatmadan…
kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
bütün uykularını koynuma alıp uyurdum istanbul ’un.
rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

merhaba sultanahmet, yerebatan merhaba…
merhaba iki gözüm istanbul ’um merhaba,
merhaba efendim, merhaba…

 

sadri alışık

 

ilk fotoğraflarım…

daha evvel yazdığım şu yazıda da bahsettiğim üzere fotoğrafçılık olayına hayli merak salmış bulunmaktayım.. yine aynı yazıda bahsini ettiğim üzere ilk çektiklerimden bi kaçını ekleyecem buraya.. en kayda değerleri işte aşağıda görünen fotolar..

işbu fotoğrafımız bir istanbul klasiği karesi olmakla beraber teknik açıdan en iyi-bu en iyilerdense gerisini düşünmeyin bile:) – fotoğraflarımdan biridir:

 

bu da yine istanbul ‘da gezinirken “du bakalım bu makina çalışıyor mu” diyerek çektiğim ilk fotoğraflardan:

 

kusursuz sayılabilecek-alan derinliği ve ışık bakımından- başka bi fotoğraf da var ama o bi portre olduğu için buraya koymanın anlamı yok falan filan bilmem ne…

bu fotoğraflarda eksik çok tabii.. öğrenecek çok şey ve gerekli çok ekipman var ama ne dedik: azmettik, yavaş yavaş hal de edeceğiz.. budur.