göl havası / sapanca pikniği

bu haftanın özetinin sonuna geldim 🙂 bugün sapanca ‘ya, ahmet hocamızın göl kenarındaki evinin bahçesinde, piknik yapmaya gittik; yağmurdan ötürü piknik değil de öylece oturup, yiyip içip bol bol muhabbet ettik ki hocamızın muhabbeti harbiden güzeldir.. yağmur ve dolu görüntüsü ve gürültüsü eşliğinde sesimizi birbirimize duyurmaya çalışarak; girişimcilikten mesleğe, mezuniyet balosundan fotoğrafçılığa kadar envaiçeşit konuda sohbet döndürdük.. tabii bol bol fotoğraf çektim; yakında koyacam buraya.. 🙂

dağ havası kadar göl havası da yarıyor diyebilirim 🙂 ama yine de orman/dağ yürüyüşüne değişilmez göl kenarı pikniği.. ne yapılır göl kenarında? hava güzelse göle girilir, yüzülür, yine hava güzelse hamakta sallanılır, uyunur 🙂 hava güzel değilse çardak altında muhabbet edilir ki göl kenarı, dağ/orman yürüyüşüne anca o zaman değişilir 🙂

ekleme:


kent ormanı pikniği ve mazlum çimen konseri

bu ara bol bol geziyoruz; demiştim ya güzel havaların tadını çıkarmak lazım, onu yapıyoruz işte..

hafta içi boş bi günümüzde kocaeli kent ormanı ‘nda takıldık, tabiri caizse hayvan gibi eğlendik -voleybol oynarken nasıl olduysa pantolonumu yırtmış olmam bunun ispatıdır- 🙂 hayvan gibi diyorum çünkü voleybol oynarken çıkardığımız -attığımız sevinç çığlıkları diyecem ama öyle bi çığlık yok- sevinç böğürmeleri anca böyle tarif edilir.. 🙂 önce kızların hazırladığı yemeklerle şiştik(ellerine sağlık olsun) sonra ormanı böğürmelerimizle inlettik.. ha bu arada önemli bi ayrıntı; orada bi de hayran kitlesi yaptık 🙂 çıkardığımız böğürtülerden rahatsız olmak yerine, nedense biz böğürdükçe eğlenen bi grup ufaklık da en az bizim kadar eğlendi.. öyle ki, biz oradan ayrılırken bize alkış tuttular 🙂 ha bi de tabii fotoğraf çektim ama çok değil yine de işe yararlarını koyarım ileriki günlerde..

kent ormanı pikniği ‘nin akşamında yerleşkemize dönüp, öğrenci şenlikleri kapsamında konsere gelen mazlum çimen ‘i dinledik ve coştukça coştuk; halay filan çektik, ahee ahee.. 🙂 şahsen, tanıtımı çok iyi yapılmadığı için, ben o kadar katılım beklemiyordum.. konser sonrası çıkış kapısına yönelirken, öğrencilerin hep bir ağızdan bir marş tutturmaları, sanırım veziroğlu yerleşkesi’nde bir ilkti ve kolay kolay da tekrarlanmaz.. kısacası konser de harikaydı.. mazlum çimen ‘e öğrencileri reddetmeyip geldiği için bol teşekkür 🙂 ayrıca bi iki fotoğraf da çektim ama pek umutlu değilim 🙂

dağ havası / yuvacık pikniği

dağ havası adama yarıyor hakikaten 🙂 çok beylik bi laftır ama doğruymuş yani, bi kere daha onayladım..

havaların ısınmaya başlaması güzel her şeyden evvel, ben yazı kışa tercih ederim arkadaş.. ben o, yaz aylarında, “kış bi gelse artık”; kış aylarında da, “yazı özledim” diyenlerden değilim, hep yaz olsun isterim; hem yaz olsun hem arada yağmur hatta kar filan yağsın bazen de hava serinlesin, geceleri hep serin olsun isterim.. 🙂 ütopik biraz.. … havalar ısınınca tabii piknik/gezi planları filan da başladı.. epeydir arkadaşlarla beraber bi gezi düzenlemeye çalışırken, ailecek arkadaşlardan hızlı çıktık: “yuvacık ‘a gidelim bi dağ havası alalım, gezelim, tozalım..” dedik iyi de yapmışız..

gerçi şu su meselesi yüzünden yuvacık (yuvacık barajı) sözcüğünden bile tiksinir olmuştum ama olsun güzel güzeldir.. 🙂 demem o ki gittik yuvacık ‘a, ailecek gidildiğinde genelde yapıldığı üzere bol bol yiyerek 🙂 ve kısa yürüyüşler yaparak güzel bi günün tadını çıkardık.. gerçi mangal işi bana patladı ama o kadar da olacak artık 🙂

bu havalardan faydalanmaya devam: haftasonu da bölümcek menekşe yaylası ‘na gidiyoruz ki ilk gidişim olacak bu benim.. bi sonraki haftaya da gidilecek yer belli şimdiden.. yani sezonun tadını çıkaracaz anlaşılan bu defa 🙂

neymiş? bu havalarda gezilir görülür gezdirilir eğlenilir tozulur eğlendirilir mayışılır, dersler sallanır, şenliklere gidilir…

ilk fotoğraflarım…

daha evvel yazdığım şu yazıda da bahsettiğim üzere fotoğrafçılık olayına hayli merak salmış bulunmaktayım.. yine aynı yazıda bahsini ettiğim üzere ilk çektiklerimden bi kaçını ekleyecem buraya.. en kayda değerleri işte aşağıda görünen fotolar..

işbu fotoğrafımız bir istanbul klasiği karesi olmakla beraber teknik açıdan en iyi-bu en iyilerdense gerisini düşünmeyin bile:) – fotoğraflarımdan biridir:

 

bu da yine istanbul ‘da gezinirken “du bakalım bu makina çalışıyor mu” diyerek çektiğim ilk fotoğraflardan:

 

kusursuz sayılabilecek-alan derinliği ve ışık bakımından- başka bi fotoğraf da var ama o bi portre olduğu için buraya koymanın anlamı yok falan filan bilmem ne…

bu fotoğraflarda eksik çok tabii.. öğrenecek çok şey ve gerekli çok ekipman var ama ne dedik: azmettik, yavaş yavaş hal de edeceğiz.. budur.