mona petra kayalıkları (ıstranca ormanları) doğa yürüyüşü – 2

geçen sene ilk kez ilkbaharda yürüyünce, “sonbaharda da gidilmeli” dediğim ıstranca ormanları (yıldız dağları) bölgesini, sözümde durmak için sonbaharda da yürüdüm, yine gezintrek grubuyla. biraz daha erken tarihte yürüsek, mona petra kayalıkları‘ndan görülen orman manzarasını rengârenk yakalayabilirdik ama ağaçların neredeyse tamamen çıplak olduğu döneme denk geldiğimiz için grinin tonlarını bulduk anca. tepeden görülen manzara griyken, parkur boyunca yeşilden kahverengiye sonbahar cümbüşü vardı yeterince.

ıstranca dağları istanbul’a uzak. şehirden çıkış da uzun sürüyor. hava da mevsim gereği erken karardığından, yürüyüşü akşam bastırmadan bitirmeye çalıştık. böyle olunca, hem bu etkinlik epeyce yorucu oldu hem de kayalıklarda bile çok zaman geçiremedik… yeni muhitimden servis güzergâhına ulaşmak kolay değil; pazar günü bile, sabahın 6’sında bile otobüsler binilemeyecek kadar dolu gelebiliyor, bu durum da uzak yerlerdeki günübirlik yürüyüşlere katılmamı zorlaştırıyor. bu gidişle, ya servis güzergâhı benim oralardan geçen bir grup bulacağım ya da şehir dışı yürüyüşlerim iyice azalacak. 🙁 devamını oku

kadıköy/üsküdar sokaklarında sıradan günler

gün geçmiyor ki sokakta fotoğraf çekerken, birileri tarafından, “çekme, çekemezsin, kimi çekiyorsun, niye çekiyorsun, sen beni mi çekiyorsun, ne oluyor ne çekiyorsun burada?” şeklinde uyarılmayayım. halkımız, sokak fotoğrafçılığında gelişmeme engel olmaktaki kararlı ve ısrarcı duruşunu koruyor. en son olayımı kadıköy’de yaşadım; bu kez de dayak yemeden atlatmayı başardım, ayrıntılarını yazmayacağım..

uğruna dayaklardan döndüğüm sokak fotoğrafçılığımın son ürünleri ise şunlar:


teknik bilgi sevenler, flickr’daki albüm ve fotoğraf ayrıntılarında serbestçe boğulabilirler.

 

perseid peşinde / sardala koyu / ilk kamp / doğa yürüyüşü

direndim direndim direndim… olmadı, yıkıldım. zincirlerimi kırmak zorunda kaldım, prensiplerimi ezip geçtim: çadırda kaldım! konforumdan, evet konforumdan ödün verdim, ben-konforumdan-ödün-verdim. tarihe not düşülsün. ben konforumdan ödün verebiliyorsam, daha da kimse hiçbir şey için imkânsız demesin, tıs.

baktım ki olmuyor, olmayacak, her yere günübirlik yetişilemiyor; zaten bir yerde bu inadımı kırmam gerektiğini de seziyordum ve sonunda kırmayı başardım.. geçmişte, kamplı/çadırlı planlara daha laf açılır açılmaz “ben yokum” demişimdir, doğrudur, fakat o gün o gündü, bugün bugün, tııss.

devamını oku

yeni bir filmli ile ilk denemeler: nikon n65

nikon n65: taşınma işlerim sırasında, eski evimi toparlarken bulduğum, nedim arkadaşımdan kalma bir filmli fotoğraf makinesi.

nikon n65: nikon’un son model amatör analog makine modellerinden biri. bu tür bol ayarlı, türlü çekim/pozlama/netleme modları olan slr modeller; dijital döneminin hemen öncesinde, analog devrinin geldiği son noktadaki makinelerden. dijital bir sensör aracılığıyla dijital bir karta kaydetmek dışında, neredeyse ilk dijital slr makinelerdeki tüm özellikler bunlarda da var.

ee böyle sürpriz bir makinem olmuşken durur muyum ben de, zaten canon ae-1 ile heveslenmiştim son zamanlarda filmli çekimler yapmaya; bir film de bu makineye takıverdim ve test etmek için düştüm sokaklara: devamını oku

bolu: bir avrupa kenti :p

benim gözümde avrupa kenti ünvanını hak etmiş olmasının tek sebebi, bolu şehir merkezinde geçirdiğimiz en fazla birkaç saatlik sürede, bize yaya geçitlerinde 3 kez, evet tam 3 kez yol verilmiş olması! -bu cümle bir ünlemi hak ediyor.-

daha önce de kısmen faydalanmıştım bolu doğasından ama bu kez daha kapsamlı faydalanmak üzere, bir güne sıkıştırılmış bir ‘bolu doğa gezisi’ turu yaptık. gördüğümüz yerler: abant tabiat parkı, gölcük tabiat parkı, akkaya travertenleri, gölköy baraj gölü.

ha yağdı ha yağacak bir havanın hâkim olduğu çok bulutlu/sisli günden fotoğraflar: devamını oku

ortaköy-üreğil doğa yürüyüşü

kıştı, taşınmaydı gibi türlü bahanelerden sebep, epeydir yürüyüşlerine katılamadığım gezintrek ekibiyle, uzun zamandır gitmeyi istediğim ancak bir türlü denk getiremediğim iznik bölgesinde yürüdük birkaç hafta önce, sonunda.

ilk olarak fark ettiğim, pazar sabahının saat 6’sı da olsa, yeni mahallemden e-5’e (medeniyete) giden belediye otobüsleri durağa dolu gelebilir, hatta öyle dolu gelir ki binilemeyebilir; bunu not ettim. zorunlu uyarı: hayır, sebep ‘milletin pazarın o saatinde gezmeye çıkacak kadar keyifçi olması‘ falan değil, bayağı işe gidiyor ‘millet‘. bu insan manzarasını gördükten sonra, iett‘nin o saatlere 12 dakikada bir otobüs seferi koymuş olmasını önceden nasıl sorgulamadığıma şaşırdım.

uzun bir iett sohbetinden sonra yürüyüşten notlar… devamını oku

eskişehir aslında eski değil – 2

evet, eskişehir’in aslında eski olmadığından daha önce uzun uzun bahsetmişim; ‘mişim’ çünkü yazıyı tekrar okuyunca hatırladım bahsettiğimi, tıssıs.
eh tekrara düşmeye gerek yok; fotoğraflar söze devam etsin..

canon ae-1 program namlı analog makinemle, bu kez şehrin ‘tarihi odunpazarı evleri‘ adıyla anılan mahallesindeki turistik ve turistik olmayan sokaklarda gezdim daha çok. ve bu bölgede bile bir ‘fotoğraf çekmeee‘ uyarısı almış bir amatör fotoğrafçı olarak, asla sempatik bir sokak fotoğrafçısı olamayacağımı bir kez daha görmüş oldum… devamını oku