uyuyamayacaksın..

son bi kaç gecedir televizyonda, memleketteki kargaşayla-malum sebepten kaynaklanan- ilgili o kadar çok haber/program gördüm ki, hiç birini de adamakıllı baştan sona izlemememe rağmen, aklıma ikide bir şu şiir geldi, yazayım dedim:

telgrafhane

uyuyamayacaksın
memleketinin hali
seni seslerle uyandıracak
oturup yazacaksın
çünkü sen artık o eski sen değilsin
sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin,
durmadan sesler alacak
sesler vereceksin
uyuyamayacaksın
düzelmeden memleketinin hali
düzelmeden dünyanın hali
gözüne uyku girmez ki
uyumayacaksın
bir sis çanı gibi gecenin içinde
ta gün ışıyıncaya kadar
vakur metin sade
çalacaksın.

melih cevdet anday

ekşi sözlük ‘e erişim, adnan oktar ‘ın talebiyle engellendi..!

youtube ‘a erişimin engellenmesinin şoku bile henüz atlatılamamışken, bugün yeni bi yasakla karşılaştım: ‘adnan hoca‘, ‘harun yahya‘ gibi isimlerle tanınan adnan oktar ‘ın, hakkında hakaretler içerdiğini iddia ettiği ekşi sözlük ‘ü dava etmesi üzerine mahkeme; türkiye ‘den ekşi sözlük ‘e erişimin engellenmesi yönünde karar almış ve bu karar şu sıralar uygulamaya konmuş bulunmakta..

öyle ki son zamanlarda ekşi sözlük ‘e erişim için kullandığım bu adres üzerinden şu an ulaşılamıyor siteye.. tabii ki bu, sitenin kapandığı filan anlamına gelmiyor; farklı bi çok yoldan, erişimin engellendiği sitelere ulaşılabiliyor.. şu an için en basiti ekşi sözlük ‘ün kendi adresi üzerinden sözlüğe ulaşmak 🙂 işte bu adres üzerinden şu an sözlüğe ulaşılabiliyor.. bu da işin komik yanı: sen tut ‘sourtimes’ bilmem ne adresine erişimi engelle ama diğerini engelleme.. alem adamlar bunlar.. 🙂 belki de tümünü birden yapamadıkları için sırayla kapatıyorlardır bilemiyorum artık 🙂

konuyla ilgili kişisel yorumuma gelince; her kime olursa olsun, açıkça küfretmek ya da hakaretin dozunu kaçırmak hoş değil elbette… amma ve lakin konu internette yasaklama ve sınırlamalara gelince tavrım değişebiliyor 🙂 ben bu konuda en az abartısız sınırlamadan yanayım yoksa internetin de bi özelliği kalmayacak ve tıpkı okullarımıza, medyamıza benzeyecek.. sırf bu tehlike yüzünden, ben bu tip hakaretti, küfürdü gibi olayların, bu konunun uzmanı hukukçular yetişmeden çok büyük bir dikkatle incelenmesinden; daha doğrusu bi an önce adam akıllı, uygulanabilir kurallar konmasından yanayım.. daha da ve en doğrusu; ben internette sınırlamaya karşıyım arkadaş..! ohhh bee 🙂 açık ve net: internette sınırlama olmaz, olursa internet anlamını yitirmeye başlar.. kuru bilgi kaynağından başka bi şey kalmaz geriye.. bi kaç yazı için sitelere erişim mi engellenir..?! o siteden faydalanan binlerce başka insanın hakları ne olacak peki?

her neyse, bu konu uzar gider.. zaten günlerce konuşulacaktır medyada, internette.. hatta konuşulmaya başlandı bile:

mahkeme kararı ile ilgili bi haber

ekşi sözlük ‘te bu konu ile ilgili net bilgi içeren bi yazı

lafmacun ‘un bu konuda söyledikleri

youtube ‘a erişim engellendi..!

daha neler dedirtecek türden bi olay yaşıyoruz gene..! hemen herkesin neredeyse artık tanıdığı/bildiği; ilginç, komik eğlenceli, şarkılı türkülü video görüntülerinin yer aldığı video paylaşım ve yayım sitesi olan youtube.com ‘a sevgili yargımız, -atatürk ‘e hakaret içeren videolar bulundurduğu için- erişimi engellemiş.. olacak iş değil yahu! internete ya da internette bi siteye erişimi engellemek olacak iş değil.. önce gülerek karşıladım ama sonra şaşırdım, üzüldüm.. vah vah! demek ki sevgili büyüklerimiz bu tür kötü içeriklere tepki olarak site erişimlerini engelleme yolunu seçiyorlar.. iyi de siz yasağı koyunca, o videolar oraya yine eklenmeyecek mi? asıl mantıklısı o videoların oradan kaldırılmasını sağlamak değil mi? bunun için youtube ile görüşülüyormuş gerçi ve görüntüler kaldırılınca yasak da kalkacakmış ama bana kalırsa youtube ‘a böyle bi tepki koymaya gerek bile yoktu.. sonuçta siz bir ulusun önderinden bahsediyorsunuz ve bunu youtube yetkilileri de kolaylıkla idrak edebilirler.. hatta bırakın ünlü ya da çok mühim birini, herhangi birine açıktan hakaret içeren bi görüntünün bile şikayet edildiği takdirde silinmemesi için direneceklerini sanmıyorum.. hatta izinsiz çekilen görüntüsünü bu sitede gören birinin youtube yetkilileri ile yazıştıktan sonra görüntünün siteden kaldırıldığını dahi okumuştum bi yerde.. yani sıradan biri için bile bunu yapan bi site, böyle hassas konulara da elbette duyarlı olacaktır..

ekleme: yasak kalktı. youtube.com ‘a erişim mahkeme kararıyla tekrar sağlanmış. yani bu yasak 2 gün sürdü..

 

maziyi düşünmek

ben aslında güvercinleri çekecektim ama amcayı o vaziyette görünce, dur bakalım şu klasik karelerden birini tutturabilecek miyim diyerek bastım aletin düğmesine.. kare, klasik olmasına klasik ama yine de kompozisyonun hüznünden hiçbir şey eksiltmiyor..

dede ne düşünüyordu o an acaba? ne olacak, muhtemelen maziyi düşünüyordur.. cumhuriyet parkı ‘nın eski günlerini.. izmit ‘in eski halini belki de, fethiye caddesi ‘ni, sahili.. güvercinler aynı, kargalar aynı, mekan aynı, insanlar hızla değişiyor..

yaa dede, bi ‘ooof of’ çekip, ‘nerede o eski günler’ deme vaktidir..

basralı ömer ‘in tommy franks ‘a mektubu

ıraklı savaş esiri

.

ben basra’dan ömer…
“bu zulüm yerde kalmaz
yemin olsun ki asra.
önce mevtül insanlık
sonra harabül basra”

belki haberin yoktur diye yazıyorum franks;
önce demokrasi yağdı göklerden
sonra özgürlük geçti üstümüzden
palet palet…

ve insan hakları namlularından
yüzü maskeli adamların
saniyede bilmem kaç bin adet.

demokrasi bizim eve de isabet etti
bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu
babamın vücudunda
tam on sekiz adet
insan hakları saymışlar.

annem zaten yoktu
ben doğarken
ilaç yokluğundan ölmüş.
ambargo falan dediler ya
anlamadım, çocuk aklı işte
sen daha iyi bilirsin…

sizde de barış böyle midir franks?
insan hakları çocukları yetim,
ve ayaksız bırakır mı orada da?
ya demokrasi?
güpegündüz pazara düşer mi?

ve zenginlik…
insanları korkudan uykusuz bırakır mı?
ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi orada da?
babamla söylediğim son dua dilimde,
ayaklarım hastanede,
ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar
elimde kaldı…

çocuğun var mı franks?
al… çocuğuna götür onları
bir işe yarasın.
kim bilir baktıkça,
belki beni hatırlarsın

“bu nasıl demokrasi.?
düştüğü yeri yaktı
merhamet hür dünyaya
bu kadar mı ırak’tı?”

faruk hazar

 

 

 

 

fotoğraf: ıraklı adam, savaş esirlerinin tutulduğu bölgede çocuğunu rahatlatmaya çalışıyor. 2003, jean-marc bouju, fransa.

 

israfil kim ola ki ?

daha önce başka bi yerde israfil ile ilgili yazdığım bi yazıydı:

” beklemekten sıkıldığını düşündüğüm melek.. umarım fazla uykucu değildir de sura üflemesi emredildiğinde duyar sesi.. belki de yüzyıllardır emir veriliyordur da duyumuyordur israfil.. zira kıyamet için dünyanın en kötü hali bekleniyorsa, daha ne olacaktır, daha ne beklenmektedir..

hoşgörünün olmadığı bir dünyanın mahvı gelmiştir zaten.. illa ki güneşin tersten doğmasını beklemek gerekmez.. niye uyuluyor hala bu prosedüre? insanlar sokak ortasında kalleşçe hem de arkadan vurulabiliyorlarsa, güneşleri zaten tersten doğmuş demek değil midir? varsın sura üflemesin israfil, kıyamet zaten yanıbaşımızda yaşanmamakta mıdır? israfil ‘in çıkıp da kral çıplak demesini beklemeye gerek var mıdır? insanlar idrak edemiyor mu bunu? salak mı ki bu insanlar? bağdat ‘da masum bi insan öldürüldükten sonra, newyork ‘da bi gökdelende yaşamalarının hala anlamı mı var bu götlerine gökdelen giresice insanların? eğer öyleyse biz bunlara nasıl insan diyebiliriz? biz kendimize nasıl insan deriz bu durumda? “dünyanın herhangi bi yerinde bi suç işlendiğinde kendimi sorumlu tutuyorum” diyen dostoyevski insansa eğer, ben kendime nasıl insan derim; umarsızca, sadece menfaatlerim için çırpınırken?

israfil varmış ne olmuş, yokmuş ne olmuş.. gereksiz bi kadro işte.. biz sağır olduktan sonra sur ne fayda? “