doğada tuhaf nesneler

doğada/ormanda/dağda/bayırda karşılaştığım, orada olmaması gereken yabancı nesneler seçkisi:


Continue reading »

‘hakem heyeti’ adıyla dolandırıcılık girişimi

bugün başıma gelen küçük bir dolandırma girişimi, meğerse dolandırıcıların epeydir ekmek yediği bir kapıymış…

212 709 7559‘ numaralı sabit telefondan gelen çağrıyı, ‘bakalım, hangi kuvvet macununun veya bankanın/kredinin reklamını yapacaklar?’ diye düşünerek yanıtladım.

tahminim doğru çıktı: karşıdaki kadın, adımı bana teyit ettirdikten sonra, başladı içinde banka/kredi/masraf gibi kelimeler geçen cümleler kurmaya.
ben -doğru düzgün dinlemeden- tam ‘hayır, teşekkür ederim, ihtiyacım yok ve şu an müsait değilim’ gibi ezberden hızlı bir cümleye girecekken, ‘evraklarınızı göndermek için adresinizi alabilir miyim?’ diye sorunca karşıdaki ses, dedim ne oluyor evrak falan, sorulara boğup tüm konuşmasını tekrar ettirdim, özetle diyormuş ki: Continue reading »

yürümek, yürümek ve yürümek

hafta sonları çıktığım doğa yürüyüşleri kesmeyince, şehirde de düzenli yürümeye karar verdim.. demek isterdim ki oturduğum muhit veya istanbul’un genel koşulları düşünülünce; tabi ki öyle bir şey yok! zira zoraki sağlıklı yaşam dayatmasıyla gelen haftalık yeterli ‘hareket’ süresinin çoğunu şişli’de doldurmaya çalışınca ortaya çıkan, ‘keyifli bir yürüyüş’ değil; tenha yollar keşfederek, araba ve insan kalabalığından kaçma macerası oluyor ama sonuçta yeterince hareket etmiş oluyorsunuz, önemli olan da bu.. dibimizde bir orman, bir sahil, ne bileyim dev bir park yok ki yürümek eziyet olmasın! Continue reading »

belgrad ormanı ayvad bendi doğa yürüyüşü – 2

yaklaşık 1 ay önce ilk kez gittiğimiz ayvad bendi tabiat parkı bölgesinde dün tekrar yürüdük. bu kez yoldan yer yer kısa sapmalarla biraz keşif de yapmaya çalıştık…

yürüdüğümüz toprak yol boyunca sağdaki soldaki piknikçi çöpleri keyfimizi biraz kaçırdı maalesef. belediye mi temizlemiyor, çöp kovaları mı az, piknikçiler mi çok pis; bilemem ama sonuç olarak ortalık leş gibiydi. önceki gidişimizde ortam bu kadar pis değildi, sanki o günden bu güne hiç temizlenmemiş gibi. (belediyeye şikayet ettim, umarım dikkate alınır)
piknikçi/mangalcı sıkıntısıyla daha önce yedigöller‘de de karşılaşmıştık ama orası bu kadar bakımsız değildi ki sonradan mangala izin verilen alanların azaltıldığına dair bir haber de gördüm. Continue reading »

ölesiye hiçlik..

“… Galiba, tek çıkar yol sana durup dinlenmeden yazmak. Hoş, bütün işim, seni düşünmek ya! Bu bok soyu alışkanlıklar, töreler, günah sevap ve ayıplar köleliği olmasa… Bütün tedirginliğimiz bundan. Bundan, yüzünü hayalledikçe ağzımın acılaşması. Şiirimdeki korkunç çırpınış, doymazlığım ve ölesiye beni terk etmeyecek hiçlik… Tanrıların beni kandırabilmelerini isterdim yahut ölümün anlamlı bir nen olmasını. …”

leylim leylim  –  ahmed arif‘ten  leylâ erbil‘e  mektuplar

fark etmez

sonunda kendimi birkaç kelimeyle tanıtmanın yolunu buldum; iş görüşmelerinde, tanışmalarda, sosyal medyada vb. ortamlarda gelebilecek her türlü ‘kendini anlat’ mealindeki istekte, kendimi şu şekilde özetleyebilirim artık: ‘fark etmez’. işte tam beni anlatan bir çift sözcük: ‘fark etmez’. bu benim yaşam felsefemmiş meğer, anca anladım. yaş oldu bilmem kaç, hala sağlam ve tam bir fark etmez insanıyım. tutarlılığıma kurban.

unutuyorum..

sen unutmuyorsun, o unutmuyor; ben unutuyorum… (*)

evet unutuyorum; telefon numaralarını veya dün ne yediğimi, ne giydiğimi falan değil yaşadıklarımı unutuyorum. yani ‘anı‘ niteliği kazanması gereken bir çok önemli ya da en azından sıradan(rutin) olmayan olay/kişi/durum, hafızamda bu mertebeye erişemeden uçup gitmiş oluyor.

hafızamın çok iyi olmadığının zaten farkındaydım fakat bir hafta önce bir arkadaş grubunda, yıllar önce yaşadığımız aksiyonu biraz yüksek bir günden bahsedilince tek zerre bir şey hatırlamadığımı farketmem, böyle bir şey yaşamış olduğumuza dair kafamda en küçük bir şeyin canlanmaması, biraz endişelendirdi beni. üstelik aynı olay bana 5-6 ay öncesinde hatırlatıldığında, hatırlıyormuşum o günü. şimdiyse 5-6 ay önceki o günden de aklımda bir şey kalmış değil.. böylece o günü daha önce hatırladığım günü de hatırlamadığımı farkedince iyice şaşırdım kendime..

Continue reading »

dura dura dura dura duran abi

aşırı derecede yenilenesim geldi.. böyle bi değişesim var böyle bi garip bi bi şey tövbe estağfirullah.. böyle bi şehir olur gezegen olur iş olur kafa olur bi yenileyesim var.. yok yok olmayacak bu böyle.. durdu yine hayat, duranı geride bırakmak gerek, akmak lazım bi daha.. ya tamamen durmak ya da akmak, arası? yok yok olmuyor arası.. durmaya katlanacak bi şey olana kadar olmadı, durmadan akmak gerek..

kafa gene bu hale geldi.. ergen kafası..

o değil de bi yeğenim daha oldu benim, gidip göresim mıncıklayıp sevesim kollarıma alıp uçak yapasım gelir.. gidelim bi ara gaffur..

öğüt

vakitlerden gecenin bi yarısıysa ve güneydoğu’da bir askeri havaalanı ile sivil havaalanının kesiştiği noktada, polis bariyeriyle kapatılmış yolun hemen yan tarafında, tekin olmayan bir mahallenin orta yerinde herhangi bi nedenle bulunuyorsanız ve de 3 sap insansanız, hele bi de arabanızda bol miktarda bilgisayar, telefon ve anten varsa; kenara çekip, motoru durdurup, farları söndürüp 20 dakika boyunca sessiz sedasız, öylece beklemeyin.. her an nereden çıktığını anlamadığınız polisler etrafınızı sarabilir zira… 🙂