deprem çantasında neler olmalı?

merhaba istanbul ve çevresinde yaşayan arkadaşlarım ve google’dan gelen konuklar… neredeyse tam 5 sene önce bir e-posta aracılığıyla arkadaşlarımla paylaştığım deprem (acil durum) çantası hazırlamanın ayrıntılarını, birkaç gün önce istanbul’da yaşadığımız ve herkesi deprem konusunda tekrar düşündüren 5.7 şiddetindeki silivri depreminin ardından, yazıya dökmeye karar verdim… çantamın ana içeriğini türkiye deprem vakfı‘ndan 5 sene önce aldığım malzemeler oluşturuyor. sadece ‘deprem çantasında neler olmalı?‘ konusuyla ilgilenenler için doğrudan listeye geçiyorum. muhabbete gelenler ise listeden sonra da kalabilir…

devamını oku

kampa devam / gökçeada / deniz / doğa

birkaç hafta önce gezintrek grubuyla gittiğimiz gökçeada‘da deniz kenarında kurduğumuz kampla, 3. kez kamp çılgınlığına girişmiş oldum. ilki sardala koyu‘nda, ikincisi erikli plajı‘nda olan kamp maceralarımın üçünüsü gizli liman diye anılan koyun yakınındaki küçük bir çamlık alandaydı.

hafif ve kolay taşınabilen yani matım* ve çam ağaçlarının kuruyup dökülmüş iğne yapraklarıyla nispeten yumuşattığım zemin sayesinde, bu kez rahat uyuyabildim. çadır/kamp konforunu, böylece kendim için 2 tık daha artırmış sayılırım. çam ağaçlarının gölgesi sayesinde güneş doğar doğmaz uyanmak zorunda da kalmadım; demek ki neymiş, ağaçlık alanda kamp konforunu -kolaylıkla- yaklaşık 3 tık yükseltmek mümkünmüş, at cebe bu bilgiyi.

devamını oku

plaza tuvaletleri: bir beyaz yaka derdi

 

“bir modern plazanın, içinde barındırdığı envaitürlü beyaz yaka canlısına verdiği değeri anlamak istiyorsanız, tuvaletlerine bakın.”
adil ekin.
madenler, 2018.

 

 

bana bu -çok affedersiniz- boktan yazıyı yazdıran ana unsur, neredeyse tanıdığım her ofis çalışanının, dışarıdan ultra mega süper modern görünen, şekilli şukullu, filmli camlı dev plazaların, yani beyaz yaka cinsinin habitatları başında gelen bu ofis binalarının ortak tuvaletlerinden, türlü sebeplerden ötürü şikâyetçi olması. ben de hem kendi gördüklerimi hem yakın çevremden duyduklarımı artık toparlayıp, takipçilerimle (yaklaşık 2-3 kişi) de paylaşmalıyım diye düşündüm ve de maalesef uyguluyorum tam şu anda. devamını oku

kadıköy/üsküdar sokaklarında sıradan günler

gün geçmiyor ki sokakta fotoğraf çekerken, birileri tarafından, “çekme, çekemezsin, kimi çekiyorsun, niye çekiyorsun, sen beni mi çekiyorsun, ne oluyor ne çekiyorsun burada?” şeklinde uyarılmayayım. halkımız, sokak fotoğrafçılığında gelişmeme engel olmaktaki kararlı ve ısrarcı duruşunu koruyor. en son olayımı kadıköy’de yaşadım; bu kez de dayak yemeden atlatmayı başardım, ayrıntılarını yazmayacağım..

uğruna dayaklardan döndüğüm sokak fotoğrafçılığımın son ürünleri ise şunlar:


teknik bilgi sevenler, flickr’daki albüm ve fotoğraf ayrıntılarında serbestçe boğulabilirler.

 

‘hakem heyeti’ adıyla dolandırıcılık girişimi

bugün başıma gelen küçük bir dolandırma girişimi, meğerse dolandırıcıların epeydir ekmek yediği bir kapıymış…

212 709 7559‘ numaralı sabit telefondan gelen çağrıyı, ‘bakalım, hangi kuvvet macununun veya bankanın/kredinin reklamını yapacaklar?’ diye düşünerek yanıtladım.

tahminim doğru çıktı: karşıdaki kadın, adımı bana teyit ettirdikten sonra, başladı içinde banka/kredi/masraf gibi kelimeler geçen cümleler kurmaya.
ben -doğru düzgün dinlemeden- tam ‘hayır, teşekkür ederim, ihtiyacım yok ve şu an müsait değilim’ gibi ezberden hızlı bir cümleye girecekken, ‘evraklarınızı göndermek için adresinizi alabilir miyim?’ diye sorunca karşıdaki ses, dedim ne oluyor evrak falan, sorulara boğup tüm konuşmasını tekrar ettirdim, özetle diyormuş ki: devamını oku

yürümek, yürümek ve yürümek

hafta sonları çıktığım doğa yürüyüşleri kesmeyince, şehirde de düzenli yürümeye karar verdim.. demek isterdim ki oturduğum muhit veya istanbul’un genel koşulları düşünülünce; tabi ki öyle bir şey yok! zira zoraki sağlıklı yaşam dayatmasıyla gelen haftalık yeterli ‘hareket’ süresinin çoğunu şişli’de doldurmaya çalışınca ortaya çıkan, ‘keyifli bir yürüyüş’ değil; tenha yollar keşfederek, araba ve insan kalabalığından kaçma macerası oluyor ama sonuçta yeterince hareket etmiş oluyorsunuz, önemli olan da bu.. dibimizde bir orman, bir sahil, ne bileyim dev bir park yok ki yürümek eziyet olmasın! devamını oku

belgrad ormanı ayvad bendi doğa yürüyüşü – 2

yaklaşık 1 ay önce ilk kez gittiğimiz ayvad bendi tabiat parkı bölgesinde dün tekrar yürüdük. bu kez yoldan yer yer kısa sapmalarla biraz keşif de yapmaya çalıştık…

yürüdüğümüz toprak yol boyunca sağdaki soldaki piknikçi çöpleri keyfimizi biraz kaçırdı maalesef. belediye mi temizlemiyor, çöp kovaları mı az, piknikçiler mi çok pis; bilemem ama sonuç olarak ortalık leş gibiydi. önceki gidişimizde ortam bu kadar pis değildi, sanki o günden bu güne hiç temizlenmemiş gibi. (belediyeye şikayet ettim, umarım dikkate alınır)
piknikçi/mangalcı sıkıntısıyla daha önce yedigöller‘de de karşılaşmıştık ama orası bu kadar bakımsız değildi ki sonradan mangala izin verilen alanların azaltıldığına dair bir haber de gördüm. devamını oku

ölesiye hiçlik..

“… Galiba, tek çıkar yol sana durup dinlenmeden yazmak. Hoş, bütün işim, seni düşünmek ya! Bu bok soyu alışkanlıklar, töreler, günah sevap ve ayıplar köleliği olmasa… Bütün tedirginliğimiz bundan. Bundan, yüzünü hayalledikçe ağzımın acılaşması. Şiirimdeki korkunç çırpınış, doymazlığım ve ölesiye beni terk etmeyecek hiçlik… Tanrıların beni kandırabilmelerini isterdim yahut ölümün anlamlı bir nen olmasını. …”

leylim leylim  –  ahmed arif‘ten  leylâ erbil‘e  mektuplar

fark etmez

sonunda kendimi birkaç kelimeyle tanıtmanın yolunu buldum; iş görüşmelerinde, tanışmalarda, sosyal medyada vb. ortamlarda gelebilecek her türlü ‘kendini anlat’ mealindeki istekte, kendimi şu şekilde özetleyebilirim artık: ‘fark etmez’. işte tam beni anlatan bir çift sözcük: ‘fark etmez’. bu benim yaşam felsefemmiş meğer, anca anladım. yaş oldu bilmem kaç, hala sağlam ve tam bir fark etmez insanıyım. tutarlılığıma kurban.