kar yürüyüşü (kuzuyayla tabiat parkı – kartepe zirve) – 2

2 yıl önce kar yürüyüşü yaptığımız kuzuyayla tabiat parkı parkurunu geçen sene de yürümek istemiştik ancak mümkün olmamıştı; bu sene nispeten hızlıca bir karar alıp çıktık dağın başına. bu kez bir yürüyüş ekibiyle değil kendi başımıza (yılmaz, erkal, vural, ben) yürüdük. profesyonel rehber olmadan yürümemizin en büyük eksisi zaman planlamasında sınıfta kalmamız oldu! 🙂 dönüşte karanlığa kalmamak için koştura koştura ilerledik…

orman bol karlı, hava kapalıydı fakat çok sisli ve soğuk değildi. zaman zaman kar yağdı ama rüzgâr olmadığı için hiç sıkıntı çekmedik o açıdan.. parkurumuzun başlangıç kısmında, bizden önce yürüyenlerin karda açtığı izlerden yürüdük ancak kısa bir süre sonra ayak izleri bitti ve ortalama diz boyunda olan karda kendimiz yol aça aça ilerlemek zorunda kaldık. macera da böylece başlamış oldu.. bata çıka bata çıka bir süre yürüdükten sonra yorulmamız uzun sürmedi. 🙂 acaba zirveye kadar bu tempoda yürürsek çok mu geç olur, dönüşte karanlığa kalır mıyız, yaban hayvanlarıyla karşılaşır mıyız bu ıssız ormanda, yürüyüşü kısa kesip dönsek mi soruları eşliğinde biraz daha ilerlemeye karar verdik. çok geçmeden, arkamızdan kalabalık bir yürüyüş grubunun (yeksayder) geldiğini görünce sevinç çığlıklarımızı tutamadık, tıssıs.. bir onlar öncü olup yol açtı, bir biz; o şekilde hem tempomuz yükseldi hem daha az yorulduk. bir süre sonra bir kalabalık grup daha arkadan yetişince parkurun tenhalığı iyice azalmış oldu. devamını oku

plaza tuvaletleri: bir beyaz yaka derdi

 

“bir modern plazanın, içinde barındırdığı envaitürlü beyaz yaka canlısına verdiği değeri anlamak istiyorsanız, tuvaletlerine bakın.”
adil ekin.
madenler, 2018.

 

 

bana bu -çok affedersiniz- boktan yazıyı yazdıran ana unsur, neredeyse tanıdığım her ofis çalışanının, dışarıdan ultra mega süper modern görünen, şekilli şukullu, filmli camlı dev plazaların, yani beyaz yaka cinsinin habitatları başında gelen bu ofis binalarının ortak tuvaletlerinden, türlü sebeplerden ötürü şikâyetçi olması. ben de hem kendi gördüklerimi hem yakın çevremden duyduklarımı artık toparlayıp, takipçilerimle (yaklaşık 2-3 kişi) de paylaşmalıyım diye düşündüm ve de maalesef uyguluyorum tam şu anda. devamını oku

polonezköy tabiat parkı doğa yürüyüşü – 2

yine bir gün yürüyoruz ormanda arkadaşlarla…

hazır polonezköy’de bir deneme turu yapmışken, neden abartıp da art arda her hafta yürümeyelim ki dedik; bir kez daha tabiat parkı‘nın yolunu tuttuk fakat bu kez sadece kolay, yürüyüşe özel düzenlenmiş parkuru ve devamındaki sessizlik zonu adlı bölgeyi yürüdük.

hava, yürüyüşe oldukça uygun; ışık, sonbaharın renklerini iyice ortaya çıkaran ayardaydı; kısacası, her şey yolundaydı. devamını oku

polonezköy tabiat parkı doğa yürüyüşü

polonezköy‘den pek hazzetmediğimden ve nedenlerinden daha önce bahsetmiştim. yine de gittim, yine de yürüdüm, hatta yine gidebilirim. 🙂 pek hazzetmedim dedim, ölesiye nefret ettim demedim, tıssııs..

zerzavatçı-cumhuriyet köyleri arasındaki yürüyüşte, polonezköy’ü geçiş için kullanmıştık sadece. bu yürüyüşte ise polonezköy çevresinde yürümeyi hedeflemiştik ama tam istediğimiz gibi olmadı. çamur izin vermediği için yolu kısaltmak zorunda kaldık fakat yine de fena değildi; özellikle de rotamızın giriş bölümünü oluşturan ve sessizlik zonu olarak adlandırılan patika ve geyik üretim sahası’nda geyikleri görmemiz keyifliydi. evet, sonunda şu geyik üretim sahalarından birinde geyik görebildim! devamını oku

mona petra kayalıkları (ıstranca ormanları) doğa yürüyüşü – 2

geçen sene ilk kez ilkbaharda yürüyünce, “sonbaharda da gidilmeli” dediğim ıstranca ormanları (yıldız dağları) bölgesini, sözümde durmak için sonbaharda da yürüdüm, yine gezintrek grubuyla. biraz daha erken tarihte yürüsek, mona petra kayalıkları‘ndan görülen orman manzarasını rengârenk yakalayabilirdik ama ağaçların neredeyse tamamen çıplak olduğu döneme denk geldiğimiz için grinin tonlarını bulduk anca. tepeden görülen manzara griyken, parkur boyunca yeşilden kahverengiye sonbahar cümbüşü vardı yeterince.

ıstranca dağları istanbul’a uzak. şehirden çıkış da uzun sürüyor. hava da mevsim gereği erken karardığından, yürüyüşü akşam bastırmadan bitirmeye çalıştık. böyle olunca, hem bu etkinlik epeyce yorucu oldu hem de kayalıklarda bile çok zaman geçiremedik… yeni muhitimden servis güzergâhına ulaşmak kolay değil; pazar günü bile, sabahın 6’sında bile otobüsler binilemeyecek kadar dolu gelebiliyor, bu durum da uzak yerlerdeki günübirlik yürüyüşlere katılmamı zorlaştırıyor. bu gidişle, ya servis güzergâhı benim oralardan geçen bir grup bulacağım ya da şehir dışı yürüyüşlerim iyice azalacak. 🙁 devamını oku

bahçeköy belgrad ormanı doğa yürüyüşü – 6

başlıktan da kolaylıkla anlaşılabileceği üzere daha önce defalarca yürüdüğüm belgrad ormanı‘nın yine bahçeköy kısmında ve yine kadim bir yürüyüş arkadaşım olan metehan‘la beraber yürüdük* bir kez daha.

sonbahar renkleri henüz ormana hâkim değil.
ikinci mahmut göleti‘nde su yok! komple yok! sebebini bilmiyoruz ancak bakım/temizlik gibi bir durumdan ötürü boşaltıldığını tahmin ettik (uydurduk).
ağaçlardan palamut yağıyordu, kafalarımızı zor koruduk, tıs.
8-10 çeşit/renk mantar gördük.
mantar peşinde gezen genç-yaşlı poşetlilere (bim, migros, vs.) rastladık.
grubunu bulmaya çalışan bir yürüyüşçüyle, mantarlı pilav sohbeti yaptık ayaküstü. devamını oku

büyükada/heybeliada – doğa/şehir yürüyüşü

birkaç ay önce metehan ile beraber, ilk olarak büyükada‘da  başladığımız ada gezmelerine/yürüyüşlerine, heybeliada‘da devam ettik:

  • büyükada’da fayton güzergahları at ve at pisliği kokuyordu.
  • büyükada’nın ormanlık/çalılık alanında sülün görmüştük.
  • heybeliada’da değirmenburnu tabiat parkı‘na girişin yayalar için bile ücretli (6tl) olduğunu öğrendik, buna gıcık olduğumuz için girmedik.
  • heybeliada’da, adı ‘terki dünya‘ olan bir küçük manastır gördük. isim, bir ibadethaneye çok uygun değil mi, terki dünya, tıssıs.

devamını oku

kadıköy/üsküdar sokaklarında sıradan günler

gün geçmiyor ki sokakta fotoğraf çekerken, birileri tarafından, “çekme, çekemezsin, kimi çekiyorsun, niye çekiyorsun, sen beni mi çekiyorsun, ne oluyor ne çekiyorsun burada?” şeklinde uyarılmayayım. halkımız, sokak fotoğrafçılığında gelişmeme engel olmaktaki kararlı ve ısrarcı duruşunu koruyor. en son olayımı kadıköy’de yaşadım; bu kez de dayak yemeden atlatmayı başardım, ayrıntılarını yazmayacağım..

uğruna dayaklardan döndüğüm sokak fotoğrafçılığımın son ürünleri ise şunlar:


teknik bilgi sevenler, flickr’daki albüm ve fotoğraf ayrıntılarında serbestçe boğulabilirler.

 

kadın/adam – 10

kadın: gideyim ben. (gidemez.)
adam: tabii, nasıl istersen. ama… (bırakmaz.)
kadın: gitmeliyim ben. (gidemez.)
adam: olur, daha sonra görüşürüz. yine de… (bırakmaz.)
kadın: ben gitmek istiyorum. (gidemez.)
adam: tamam, git. fakat bence… (bırakmaz.)
kadın: ama benim gitmem lazım. (gidemez.)
adam: git. (bırakır.)
kadın: gidiyorum ben. (gider.)

adam: yine gelsene. (ısrar eder.)
kadın: belki. (gelmek istemez.)
adam: gel istersen. (ısrar eder.)
kadın: bilmem ki. (gelmek istemez.)
adam: gelebilirsin. (ısrar eder.)
kadın: emin değilim. (gelmek istemez.)
adam: gel bence. (ısrar eder.)
kadın: gideyim ben. (gitmek ister.)
adam: git. (vazgeçer.)
kadın: gidiyorum ben. (gider.)