beyoğlu turları – 3

uzun bir aradan sonra, girmediğim sokak kalmış mı, görmek için; yine uzun uzun yürüdüm beyoğlu sokaklarını. evet daha varmış girmediğim sokaklar, girdiklerim de o günden bu güne değiştiği için yeni görmüşüm saydım.. taksim meydanı’ndan başlayıp hemen altındaki bol liseli sokaklara daldım; oradan çukurcuma sokaklarına; oradan da karaköy’e saldım kendimi. karaköy’e geçiş kısmı hızlı oldu çünkü acıkmıştım ve dürüm balıkçı mehmet usta‘dan başka bir şey düşünemiyordum.
havanın busbulutlu olması düpedüz talihsizlik oldu fotoğraf açısından zira lensim ve ben o kadar kabiliyetli değiliz; doğru düzgün ışığa ihtiyacımız var.. güpgüneşli olur, parçalı bulutlu olur, berrak hava olur; bunlar olur, bunlar güzel.

önceki beyoğlu temalı fotoğraf yürüyüşlerim şunlardı; 1, 2 ve beyoğlu duvarları (özel koleksiyon) Continue reading »

yeraltından notlar

sevdim.

birkaç gün önce gittiğimiz oyunla, nadir sarıbacak‘ı ilk kez sahnede izlemiş oldum. dostoyevski’nin meşhur hikayesi tek kişilik bir performans olarak sahneye uyarlanmış.
en aklımda kalan sahnelerden biri yemek sahnesi oldu.
bir de tabii ‘sen kimsin ki!’ lafı 🙂

kendisini galiba en son kış uykusu filminde izlemiştim ancak yozgat blues filmindeki oyunculuğuna bayağı hayran kaldığımı hatırlıyorum nadir sarıbacak’ın.

tiyatro: seyyar sahne

adam/kadın – 11

ben öyle bir insan mıyım? (sordu adam)
evet öylesin. (tersledi kadın)
deme öyle! (üzüldü adam)
olma öyle! (sinirlendi kadın)
açıklayabilirim.. (kıvrandı adam)
hep açıklıyorsun.. (alaya aldı kadın)
hep özetliyorsun! (çıkıştı adam)
ahh şu açıklama telaşın.. (sallamadı kadın)
ahh şu özet geçme aceleciliğin.. (sitem etti adam)
ahhh siz beyazlar… (küçümsedi kadın)
ahhh biz beyazlar… (küçüldü adam)
… (çıkmaza düştü yine kadın)
… (çıkmaza düştü yine adam)

belgrad ormanı ayvad bendi doğa yürüyüşü – 2

yaklaşık 1 ay önce ilk kez gittiğimiz ayvad bendi tabiat parkı bölgesinde dün tekrar yürüdük. bu kez yoldan yer yer kısa sapmalarla biraz keşif de yapmaya çalıştık…

yürüdüğümüz toprak yol boyunca sağdaki soldaki piknikçi çöpleri keyfimizi biraz kaçırdı maalesef. belediye mi temizlemiyor, çöp kovaları mı az, piknikçiler mi çok pis; bilemem ama sonuç olarak ortalık leş gibiydi. önceki gidişimizde ortam bu kadar pis değildi, sanki o günden bu güne hiç temizlenmemiş gibi. (belediyeye şikayet ettim, umarım dikkate alınır)
piknikçi/mangalcı sıkıntısıyla daha önce yedigöller‘de de karşılaşmıştık ama orası bu kadar bakımsız değildi ki sonradan mangala izin verilen alanların azaltıldığına dair bir haber de gördüm. Continue reading »

ballıkayalar doğa yürüyüşü

yaklaşık 1000 yıl önce gittiğimiz ballıkayalar tabiat parkı‘na, yerinde duruyor mu diye görmek için tekrar gittik.
kayalar olduğu gibi duruyor ama insanlar artmış, insanlar çok artmış heyhat!
tam bir ana-baba günüydü. benzetme değil gerçekten ana-baba günüydü. sadece piknik alanı değil kanyon da kalabalıktı. kucağında bebesi, ayağında kundurasıyla kayadan kayaya keklik gibi seken adamlar; zor bir kaya geçişinden hemen sonra elinde tesbihiyle 100 yıldır orada oturuyormuş gibi bir dinginlikle bizi karşılayan yaşlı teyzeler; donuyla göletlerde çimen ergenler… Continue reading »

dut ve gül / pentax 28mm f2.8 ile ilk kayıtlar

yine yeni bir manuel lensi, yine memleket bahçelerinde denedim bol bol. fotolarda yeğen az, dut ve gül çok oldu bu kez.
ilkbaharda pek gitmediğim için gül zamanı olduğundan haberim yoktu. dutun ise zamanının yaklaştığını biliyordum; burada, mahallemde dut ağacı yok, yokmuş fakat.. bu yokluğu da bahane ederek yedikçe yedim, afiyet oldu, yaradı, ellerim boyandı.

ilk fotoları, lens nedir, nasıldır anlamak için hiçbir düzenleme yapmadan çekiyorum. işte bunlar da sony a6000 + smc pentax-m 28mm f2.8 ikilisiyle ilk denemeler; Continue reading »