ev arıyorum…

izmit merkezde(tabii bulabilirsem), tek kişilik yani tek oda(stüdyo tipi miymiş neymiş öyle bi şey) ya da 1+1 gibi bi teras/çatı katı ya da her ne şekilde olursa olsun küçük bi ev arıyorum. ucuz olması 🙂 ve binanın sağlam olması tercih nedenlerim arasındadır. merkezde bulamazsam başka yerlere de razı olabilirim evin durumuna göre.. evet, ilgilenen ev sahiplerinin yorumlarını bekliyorum.. 🙂

hoşgeldin bebek..!

ahey aheeeyy..! yine dayı oldum.. 🙂 abisinin ikizi ve dişisi bi yeğenim daha doğmuş; bugün aldım haberini. hoşgeldi hoşgelmesine ama o abinin elinden çekeceği var zavallının.. 🙂

 

” hoş geldin bebek

   yaşama sırası sende. “

iyi karpuz nasıl seçilir?

  • öncelikle karpuzun renginin çok açık olmamasına dikkat edilir, en koyu tonlara sahip olanlar arasından seçim yapılmalıdır. karpuzun bi bölgesi muhakkak daha açık renkli olacaktır çünkü bi bölge toprakla doğrudan temastadır karpuzun büyüdüğü sürede ve o bölgenin açıklığı bundan kaynaklanmaktadır. bahsettiğimiz renk, karpuzun genel rengidir.
  • karpuzun şekli şemali önemli değildir; uzunmuş, yuvarlakmış, bunlar dış görünüşle alakalı şeyler.. biçimsiz de olsa insan insandır unutmayın ve devam edin..
  • karpuzu tokatlama işi çok komik görünse de karpuz seçimindeki en önemli aşamadır aslında.. o tokatlardan yankılanan seste doğru tonları yakaladığınız zaman iyi karpuzu bulmuşsunuz demektir. peki o ton nasıl bi tondur? sanılanın aksine doğru ses kesinlikle tok bi ses değildir, un çuvalına vurduğunuzda duyduğunuz sese benzemez iyi karpuzdan gelen ses. tam aksine, içi boş bi teneke kutuya vuruyormuşçasına sert ve yankılanan bi ton duymanız gerekir. bu sesi veren karpuz muhtemelen diğerlerinden daha sert olandır ve parmağınızla bastırdığınızda daha az esneyendir.. bu denemelerden sonra doğru tonu bulduysanız devam ediniz..
  • karpuzun şekli şemali önemli değildir ancak üzerinde haritaya benzer lekeler mevcutsa, bu; karpuzun o bölgesinin zayi olacağı anlamına gelebilir, şahsen ben katiyen lekeli karpuzlar arasından yapmam seçimimi.. satıcının, “abi/abla, bu, karpuzun toprağa değen kısmıdır o yüzdendir bu lekeler” gibi taktiklerine aldanmayın zira karpuzun toprakla temasından daha evvel bahsetmiştik(bkz. ilk adım).. bi bölgesinin tırtıklı bi lekeyle kaplanmış olması, karpuzun tamamının göçmüş olduğunu göstermeyebilir fakat kimse bu riski göze almak da istemez, yanılıyor muyum? yanılmıyorsam devam edin..
  • artık karpuzunuzu afiyetle yiyebilirsiniz.. hatta çok açsanız yanında beyaz peynir ve soğuk ayran tavsiye ederim..

 

bu bilgiler benim kişisel deneyimlerinden edindiğim bilgilerdir. bu deneyimler, taa çocukluğumda sokak sokak gezerek sattığım karpuzlardan ve de bu sene katılmaya başladığım pazar alışverişlerinden edindiğim deneyimlerdir. bu bilgilerin gerçeklik payı karpuzuna göre değişir. 🙂 sonra gelip vay benim karpuzum kabak çıktı, vay şöyle oldu, vay böyle oldu demesin kimse. paranız iade edilmez. zaten en güzeli kesmece karpuz almaktır. siz büyüklüğüne karar verin, amcam seçsin, kessin, tadına bakın alın; en güzeli budur. benim önerdiğim yöntem, benim gibi iyi karpuz seçmekten haz duyanlara yöneliktir. son olarak, karpuzun iyisini seçmek kesinlikle sabır ve zaman işidir; şimdiden seçerek almaya başlarsanız, yaz sonuna kadar iyi karpuz seçebiliyor durumuna gelmeniz mümkündür. 🙂

lafmacun ‘dan ‘yaran başlıklar’ -2-

lafmacun ‘dan taze seçilmiş ‘yaran başlıklar’:

1. dr.oetker doçent olacak

2. mahalle kavgasında aduket çekmeye çalışan çocuk

3. göte buz sokturan sıcaklar

4. nuri alço meşrubat ltd. şti.

5. bülent ersoy’un gerdek gecesinde orgazm olurken osmanlıca inlemesi

6. derin devlet bahçeli

7. bugün 23 nisan oha falan oluyor insan

8. deep freeze’de bulduğu carte d’or kutusunun içerisinden bezelye çıkan gencin içerisinde bulunduğu ruh hali

.

.

.

birinci seçmece yaran başlıklar şurada.

staj olayı ve deniz keyfi

istediğim gibi bi staj yeri bulmam geç olur diye geçen hafta öylesine bi kaç yere başvurmuştum.. onlardan biri de bizim bölümün en bilindik çalışma alanlarından biri olan türk telekom ‘du.. ve staja kabul edilmişim.. görevli kartımı aldım, haftaya da “bilişim ağları” bölümünde başlıyorum staja.. hadi bakalım..

telekom ‘daki işimi hallettikten sonra sevgili emX ve sevgili erus arkadaşlarımla beraber, sevgili mötéjan arkadaşımızın katılamayarak ezberimizi bozduğu, geleneği alt üst ettiği “kefken deniz keyfi” gezimize(gezinin ismini şimdi koydum) doğru yola koyulduk.. bu, senenin ikinci deniz keyfi, birinicisi şurada.

neyse böyle hikaye gibi anlatmak sıktı beni.. dönüyorum adım adım anlatma metoduna.. 🙂

— emX gideceğimiz yerin ‘kefken’ olduğunu biz kefken ‘e varıncaya kadar bi türlü kafasına yazamayarak daha ilk dakikalarda yarmaya başladı bizi.. mesela kandıra ‘da bindiğimiz kefken arabasından; şoför, “bu araba kerpe ‘ye gitmez” dediği için indi.. şoföre gücendi bi de niye kerpe ‘ye gitmiyorsunuz diye.. 🙂 zar zor bindirdim dolmuşa tekrar.. ve kefken ‘e yakın bi yerde emX kefken ‘i hala ezberleyemediğini ‘kerfe’ diyerek kanıtlamış oldu.. 🙂

— saatlerce yüzdük daha doğrusu suyun içinde durduk ve yüzmekten başka her şeyi yaptık.. iki sevgili arkadaşım birleşerek benim yüzmeme bi türlü izin vermediler..

— bi ara suyun sığ bi bölgesinde derin bi çukur kazdık ellerimizle ve ayaklarımızla.. doğrusu bu kazıda kullandığımız teknikler kayıtlara geçmelidir; bu bir dönüm noktasıdır! 🙂 şöyle ki; emX, erus ‘un ayaklarının dibine dalıyor, erus onun kafasını bacaklarıyla kavrıyor, ben de sırtına ya da bacaklarına basıyordum/çıkıyordum ki suyun yüzeyine çıkmadan dipte verimli çalışabilsin.. her dalışta yaklaşık 30 saniye boyunca emX, erus ‘un ayakları dibindeki bölgeyi elleriyle eşelemek suretiyle çukur kazıyordu.. gerçi bu işi emX ‘le ben dönüşümlü yaptık ama ben onun kadar duramıyordum suyun dibinde yine de azmim takdire şayan seviyelerdeydi.. 🙂 bu arada emX, dipte 90 saniye durarak hayranlığımı hakkettiğini göstermiştir bi kere daha.. 🙂

— emX, sık sık hatta devamlı suyun dibindeydi; o her ne kadar nefesini tutarak suyun dibinde daha uzun süre durmaya çalışıyor gibi denemeler yapsa da ben onun aslında yanmaktan korktuğu için kafasını sudan hiç çıkarmadığını düşünüyorum.. 🙂

— “suda boy vermek” deyiminin bokunu çıkardık ayıptır söylemesi.. suda şunu vermek, suda bunu vermek gibi çeşitlemelerine gittik sık sık.. süper şeyler çıktı ortaya; mesela “suda kıç vermek” deyimi uyduruldu.. 🙂 yanlış anlaşılmasın, bunun anlamı şu: dibe dalıp kıçının üstüne oturuyorsun ve bi kolunu yukarı kaldırıyorsun ve bu sudaki kıç seviyesini gösteriyor.. 🙂

— nedendir bilnmez erus dibe dalmıyordu pek.. ama dibe dalıp da uzuuuunca bi süre sonra yüzeye zar zor çıkıp nefes almakta zorlanan bana ‘su/eşşek şakası’ yapmaktan geri kalmıyordu.. ayrıca, “hadi tamam artık yüzelim” diyerek her seferinde bana su şakası yapmak için beni kandırmaya çalıştı ve ben hemen her seferinde-içimdeki yüzme aşkının verdiği sonsuz heves ve şevkten olsa gerek- bu numarayı yiyerek yüzmeye kalkıştım ve tabii erus ‘un su şakalarına maruz kaldım.. tabii çoğunlukla bu şakalara emX de katıldı.. alacağınız olsun diyorum; ben de mötéjan ‘la beraber gider doya doya yüzerim ulan..!

— defalarca, kent ormanı pikniği ekibini andık; “keşke onların hepsi orada olsaydı da daha bi hayvan gibi eğlenseydik” dedik.. 🙂 çünkü kadrodaki asıl hayvanlar olan alicin ve barzan arkadaşlarımız yoktu aramızda.. 🙂 bi gün o da olur, diyoruz..

— çok fena yanmakla beraber çok da değdi gitmemize.. sanırım daha önce hiç bu kadar vakit geçirmemiştim denizde.. şimdi, nasıl uyuyacam diye kara kara düşünüyor olsam da harika geçti tek kelimeyle.. emX ‘in ve erus ‘un hallerine çok güldüm ama kendi halimi anca eve geldiğimde görebildim, aşağı kalır yanım yokmuş; özüme dönmüşüm, kapkara olmuşum.. 🙂

bu arada plaj çok kalabalık değildi(pazartesi günü) ve su da yeterince temizdi ve daha evvel de onay verdiğim üzere kefken ‘e gidilip yüzülebilir; uygundur..! 🙂

— bugün çok su yutulmuştur..

— bugün yosundan tiksindiğim açık edilerek, düşmanlarımın ellerine önemli kozlar verilmiştir..

tarihin akışına damgasını vuran fotoğraflar 2

“tarihin akışına damgasını vuran fotoğraflar” serisinin birincisi için tıklayın.

 


mayıs 1955, lucian perkins, çeçen cumhuriyeti.
genç çocuk, rusya ve çeçen ayrılıkçılar arasındaki savaşın bir merkez noktasından çeçen cumhuriyeti ‘ne, shawl yakınlarına kaçan mültecilerce doldurulmuş otobüsten dışarı bakıyor. otobüs, korkunç bir şekilde geri dönüyor.

Continue reading

60 evler harikalar sahili ve özel güvenlik..!

dün akşam üstü kuzenimle beraber sahile indik biraz hava alalım diye..

60 evler sahili yaz aylarında zaten tıklım tıklımdı hele bi de şu muhteşem(!) harikalar sahili yapıldıktan sonra daha bi kalabalıklaştı.. e tabii bu kadar kalabalık bi yerde zaman zaman tatsız olaylar çıkabiliyor. normaldir. ama gerektiği gibi müdahale edilememesi anormaldir elbette. biz de dün bu anormal durumlardan birine şahit olduk ve isyan ettik gördüğümüz duruma.. şimdi şahit olduğumuz kavgayı anlatayım uzun uzun:

biz sahilde dolanırken bi grup çocuğun -çocuk diyorum çünkü en büyüğü herhalde 17 yaşlarında filandı- kendi yaşlarındaki başka bi kaç kişiye, sahil esnafının kullandıkları şemsiyelerin metal çubuklarıyla ve pantolonlarından çıkardıkları kemerlerle saldırdıklarını gördük.. az uzağındayız ama olayı net bi şekilde izleyebiliyoruz.. derken, bunlar tam birbirlerine daldıkları sıralarda yanlarına 1-2 tane güvenlik görevlisi geldi ve çocukları ayırmaya çalıştılar.. işte benim şaşkınlığım bu andan itibaren başladı.. sahildeki yüzlerce insanın arasında sopalarla ve kemerlerle kavga eden çocukları özel güvenlik görevlileri; “dağılın lan!, yapmayın lan!” gibi uyarılarla biribirlerinden ayırıp, saldılar.. yani oracıkta, elemanları hem yakaladılar, hem yargıladılar, hem de serbest bıraktılar, hem de çok kısa bi süre içerisinde..! hem de mahallede kavga eden küçük çocukları ayıran bi amcanın yapacağı biçimde.. “ayrılın oğlum, siz arkadaşsınız, yakışıyor mu size kavga etmek” tatlılığıyla iki grubun kavgasını bitirdiklerini sandılar..!

tabii ne oldu? sayıları 10-15 ‘i bulan saldırgan ekip 3-4 grup halinde sahilin farklı yerlerinde ama birbirlerinden çok uzaklaşmadan dolanmaya devam ettiler.. yaklaşık 15 dakika sonra, bi zabıta polisi ekibinin ve 2-3 tane de özel güvenlik görevlisinin arasından, her hallerinden kavga çıkaracakları belli olan 1-2 eleman sahildeki bi lokantaya doğru koşar adımlarla yürüyerek, elemanlardan birinin kendisini tutmakla tutmamak arasında çırpınan bi özel güvenlik görevlisinin elinden sıyrılıp lokantada, bi masada oturan başka bi elemana –karşı gruptan olsa gerek- dalması üzerine diğer arkadaşları da aynı lokantaya toplandılar ve ellerine geçirdikleri bütün sandalyeleri müşterilerin arasında oturan, kavga ettikleri diğer elemanlara sallamaya başladılar..

evet, bu kavga 60 evler harikalar sahili ‘nde oluyor ve bu ikinci olayı da özel güvenlik görevlileri; “dağılın ulan!, yapmayın ulan!” gibi uyarılarla ayırmaya çalışıyor.. sadece ikinci olayda sivil giyimli, elinde cop bulunan biri -herhalde sivil polis- çocukları dağıtmaya çalışırken copunu kullanıyor.. biri bağırarak “dağılın lan” der, diğeri copla müdahale eder.. benim aklıma ilk gelen, acaba bu görevlilerin aklına hiç gelmez mi?! baktın ki kavga ediyorlar, gittin ayırdın, sonra niye salıyorsun adamları, sen hakim misin?! orada bi olay çıkmışsa, yapılması gereken bu çocukların tümünü kelepçeleyip emniyet müdürlüğüne ya da karakola filan götürmek değil midir? doğrusu ben bu olaylar için prosedürün ne olduğunu bilmiyorum ama anlattığım şekilde olması bence en mantıklısı olur.. yani iki küçük bebenin kavgasını ayıran amca gibi, çocukları ayırıp, “hadi dağılın bakalım” demekse güvenlik görevlilerinin işi, bunu zaten çevredeki insanlar da yapar yahu; haybeye yorulmasın sevgili özel güvenlik görevlileri! bu olaya şahit olduktan sonra sahildeki özel güvenlik görevlilerine olan güvenimiz sıfıra indi açıkçası.. haa ama ben yine de çok çekinirim onlardan, sahildeki oyuncaklarla filan oynadığınızı görürlerse, o oyuncakların çocuklar için olduğunu hatırlatırlar hemen.. bi de gece yarıları sağda solda içki içen var mı diye sürekli peşinizde gezinirler.. demek ki sadece bu tür olylara konsantre olmuşlar, ne diyeyim?!

.

.

.

bitiş..

sınavlar bitti nihayet, yazı biraz geç geldi ama anca dinlebebildim hatta hala dinlenmiş sayılmam açıkçası.. bitiş akşamı epeyce eğlenmemize ve dün de gün boyu denizde olmamıza rağmen ben hala dinlenemedim; sınav yorgunluğunu atamadım üzerimden.. köpek gibi uyumak istiyorum.. 🙂

iki kritik sınavımın birinden sürpriz bir şekilde geçtim kalmaya alıştırmışken kendimi.. o, epeyce rahatlattı beni ama ikinci kritikten geçemeyince bi anlamı olmayacağı için hala tam gevşeyemedim henüz.. gerçi kalmaya hazır olduğum için kalsam da çok koymayacak ama geçsem o biçim olur valla.. (belki hocamız günlüğümü takip ediyordur da bu yazı bi işe yarar) gerçi bazı arkadaşlar da kalmamı istiyorlar can-ı gönülden.. (bkz: tez arkadaşlığı) 🙂 o da ayrı bi mesele.. kardeşim ben bu dersi geçeyim, tezi beraber yaparız ne olacak? fazla tez göz çıkarmaz ya?!

şaka bi yana illet bi sınav dönemiydi bu seferki çünkü biriken en ağır yükleri kaldırmaya kalkıştım bi seferde.. bu benim işim değil, bi kere daha bunu anlamış oldum; oturup sınav öncesi bi kaç gece derslere yüklenmekle dersleri geçmek benim işim değil.. aslında sınavlar benim işim değil.. sınav yanlış bi kere.. muhabbet sisteme dayanmadan konuyu kefken ‘e getireyim lafı yine; üniversiteyi bitirip, memlekete eczane açmak üzere bi kaç hafta sonra yola çıkacak olan “hadi” arkadaşımızla vakit geçiriyoruz son bi kaç gündür, bugün kefken sahilindeydik, bi yüzdük, bi yüzdük… çok olmuş kefken ‘e gitmeyeli.. kumsalla, denizle arayı açmamak lazım.. yazın burada olan arkadaşlar, sözüm size. 🙂 bakın bi kaç fotoğraf görün kefken ‘den de canınız çeksin:

 

bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta

kızıl havaları seyret ki akşam olmakta..


-şimdi sırada staj bulmak var staj yapmak var..

-iş bulmak var çalışmak var..

-mümkünse cisco kursuna gitmek var bi şeyler öğrenmek var..

c öğrenmek var geliştirmek var..

-memlekete zaman ayırmak var gitmek görmek dönmek var..